<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456</id><updated>2011-11-27T16:14:57.643-08:00</updated><category term='Süreç'/><category term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>Bilinçsiz Yetersizden Bilinçsiz Yeterliye</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>20</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-1596981108871267790</id><published>2010-12-03T08:04:00.001-08:00</published><updated>2010-12-03T08:04:44.947-08:00</updated><title type='text'>Yeni adresim</title><content type='html'>Beni artık buradan takip edebilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mustafaacungil.wordpress.com/"&gt;http://mustafaacungil.wordpress.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-1596981108871267790?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/1596981108871267790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=1596981108871267790' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/1596981108871267790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/1596981108871267790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2010/12/yeni-adresim.html' title='Yeni adresim'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-2713371135229596221</id><published>2009-04-29T12:22:00.001-07:00</published><updated>2009-04-29T12:22:44.640-07:00</updated><title type='text'>Bilinçsiz Yetersizden Bilinçsiz Yeterliye</title><content type='html'>Bilinçsiz yetersizlikten bilinçsiz yeterlilik sürecine kadar olan dönüşümle ilgili çok önceleri bir yerlerde bir şeyler okumuştum. Bu konuyu önemli de görüyordum, ama meğer önemli olmanın ötesinde çok derin bir şekilde konuyu içselleştirmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara Üniversitesi'nde kişisel gelişim üzerine 3 oturum gerçekleştirecektim. O zaman Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikleri bitirmiş durumdaydım. 2 oturumda bu kitaptaki taktiklerden bahsetmeye karar verdim. Ama ilk oturumda bu taktikleri nasıl geliştirdiğimden bahsedecektim. Ve o ilk oturum sırasında fark ettim ki, ben tüm taktiklerimi temelde bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye dönüşüm süreciyle geliştirmişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu oturum bana yeni bir kitabın yolunu gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinçsiz Yetersizden Bilinçsiz Yeterli'ye adlı bu kitabımda, zaten bilinen bu 4 adımlı yolun özellikle ilk safhasıyla ilgili kendi ara adımlarımı da ekledim. Yani bilinçsiz yetersizlikten bilinçli yetersizliğe geçiş başlığına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada, hemen okumaya başlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulak verirseniz, hayatınızı değiştirebileceğiniz bir yaklaşım anlattığımı unutmayın. Yeni bir alışkanlık edinmek, bir alışkanlıktan kurtulmak, belirlediğiniz bir hedefe erişmek için bu yaklaşımı kullanabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-2713371135229596221?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/2713371135229596221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=2713371135229596221' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/2713371135229596221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/2713371135229596221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/04/bilincsiz-yetersizden-bilincsiz.html' title='Bilinçsiz Yetersizden Bilinçsiz Yeterliye'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-4403778815462137800</id><published>2009-01-27T11:51:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:52:57.224-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>1. Alaaddin’in cininden ne isterdin?</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.1 İstemek Üzerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm o fasılları hızlıca geride bırakmış olalım. Kötü büyücü gizli ve tehlikeli mağaradaki lambayı almak için sizi bir şekilde kandırdı. İndiniz mağaraya ve lambayı karanlığın içinde parıldayan nesneler arasında buldunuz. Ne olduğunu bile bilmiyordunuz. Kötü büyücüye kaptırdınız. Sonra bir şekilde geri aldınız. Geldi gitti, geldi gitti, elde edip kaybettiniz vesaire vesaire.&lt;br /&gt;Sonunda lambayla baş başa kaldınız! Artık ovalayınca içinden cin çıkacağını da biliyorsunuz. Belki bu ilk sefer bile değil, cini daha önce çıkardınız.&lt;br /&gt;Cinden üç şey isteyebileceğinizi biliyorsunuz. Seçmek ne kadar zor! Ne isteseniz, ne isteseniz… Siz seçene kadar defalarca lambayı ve cini kaybetme riski yaşıyorsunuz bir de… Sinir bozucu!&lt;br /&gt;Ben bu Alaaddin’i anlayamadım gitti. Bir cin, “Ne dilersen dile benden, ama sadece üç isteğin var!” derse ne istenir?&lt;br /&gt;Ben şöyle bir şey isterdim: “Bundan sonra istediğim her şeyin gerçekleşmesini ve bu gerçekleşen her şeyin de kendim ve toplum için en iyisi olmasını diliyorum.”&lt;br /&gt;Her ve bağlacının öncesini ve sonrasını ayrı birer dilek bile kabul etseniz, cümlede topu topu iki ve kullanılmış. Yani yine üç dilek sınırı içinde kalmayı başarıyorum.&lt;br /&gt;İstemek ne kadar imkansız gelir insana! Çoğu durumda yapabileceklerimizle ilgili kısıtları ilk önce kendimiz koyarız. İstemeyiz, istemeye cesaret edemeyiz, istemeyi küstahça buluruz, kendimizi istemek istediklerimize değer görmeyiz ve içten içe istemeyi başarabilsek bile çoğu durumda isteğimizi içimize atarız. Oysa elde edenler, isteyenlerdir.&lt;br /&gt;“İnsan, bir vadi dolu altını olsa ikincisini ister. Onun gözünü ancak toprak doyurur.” Bu ifadede ilk bakışta istemenin yerildiği ve ne elde etse de her insanın sonunun ölüm olduğu anlamı çıkarılabilir. Ama bir başka anlam da istemenin ve daha çok istemenin insanın doğasında olduğu ve ölüm gelene kadar da bu istemenin devam edeceğidir.&lt;br /&gt;Tabii ki kontrolsüz bir istekten bahsetmiyorum. Temel ahlak kurallarını çiğneyen, temel yasalara karşı gelen istekleri kişi dizginlemelidir. Ama burada bile isteklerini dizginlemesi için dayatılan ahlak kurallarının temel insancıl kurallar mı olduğunu yoksa toplumun dayattığı köreltici töreler mi olduğunu düşünebilmelidir. Önüne konulan yasaların insan vicdanını bağlayıcı evrensel ilkeler doğrultusunda mı olduğunu yoksa bunların köhnemiş ve onlarca yıl önce değiştirilmesi gereken çağın gerisinde kalmış cümlelerden ibaret mi olduğunu tartabilmelidir.&lt;br /&gt;Ne yazık ki, çoğu durumda hiçbir şey düşünmeden, insanlar çekiliverirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.2 Geleceğinizi ne belirler?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekilen insanla çekilmeyen insan arasındaki önemli bir fark, geleceğini neyin belirlediğine dair inançtır.&lt;br /&gt;İnsanların bir kısmı, yapıp ettiklerinin kendi geleceklerini belirlemede en önemli etken olduğunu düşünürler. Bir kısmı ise kendi yapıp etmelerinin hemen hiç önemi olmadığını, geleceklerini dış faktörlerin belirlediğine inanırlar.&lt;br /&gt;Elbette resim bu kadar siyah ve beyaz değildir. Her insan bu iki inanç ve düşünce şekli arasında çeşitli şiddette salınımlar yaşar. Ama çoğu kişide iki uçtan biri ağır basar.&lt;br /&gt;Acaba hangisine inanmak daha yararlıdır?&lt;br /&gt;Bu tür konulara karar vermede yardımcı olacak iyi bir yöntem okumuştum. De Bono’nun Altı Şapkalı Düşünme Tekniği kitabında geçiyordu. Önünüze bir kağıt alın, düşündüğünüz şeyin, olumlu, olumsuz ve belirsiz yanlarını yazın. Yazılı olarak bunları görmek karar almanızı son derece kolaylaştıracaktır.&lt;br /&gt;Benim görüşüm önceden belirli olduğu için taraflı bir yaklaşımım olabilir. İsterseniz siz devam etmeden önce iki kağıt çıkarın, birine Dış Etkenler Baskın yazın ve hemen altından itibaren kağıdı üçe bölün. Birinci bölüme dış etkenlerin baskın olduğuna inanmanın olumlu yönlerini, ikinci bölüme olumsuz yönlerini, üçüncü bölüme de belirsiz yönlerini yazın. İkinci kağıda da benzer şekilde Kendi Geleceğimi Belirlerim başlığını atın ve bu inancın olumlu, olumsuz ve belirsiz yanlarını altına yazın. Sonra ikisini birlikte inceleyin ve hangisine inandığınızı, ayrıca hangisine inanmanın size daha yararlı olacağını sorgulayın.&lt;br /&gt;Bunu yapmayı düşünüyorsanız, sonraki paragrafa geçmeden yapın. Çünkü devam eden paragrafta kendi inancımı yazacağım ve ardından size önerdiğim çalışmanın aynısını kişisel görüşlerimle yazacağım. Benim görüşümü okumadan önce kendi deneyinizi yapmanızı tavsiye ederim.&lt;br /&gt;Ben, kendi geleceğimi kendi yapıp ettiklerimin belirlediğine inanıyorum. Bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum, ama böyle inanmanın beni daha iyiye, daha fazla başarıya ve daha mutlu bir yaşama götüreceğini biliyorum.&lt;br /&gt;Bu konuda önyargılı olduğumu söylemiştim. Önerdiğim yöntemi uygulamaya kalktığımda aldığım sonuç da çok çarpıcı oldu: Dış etkenlerin baskın olduğuna inanmanın bir tek olumlu yanını bile düşünemedim. Belki sadece sorumsuzluk duygusunun verdiği hafiflik bir fayda olarak düşünülebilir. Ama bu da cesaret edemediğin bir şeyi yapabilmek için sarhoş olmaktan farksız: Yaptığının bilincinde olmazsın ve sonra da hatırlamazsın. Ben sorumluluğu üzerine alıp doğru olanı ya da gerekeni yaptığına inanarak kendini hafif hissetmeyi çok daha fazla tercih ederim.&lt;br /&gt;Yukarıda önerdiğimde denemediyseniz ve hala kendi değerlendirmenizi yapmak istiyorsanız, buyurun yapın:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;DIŞ ETKENLER BASKIN&lt;br /&gt;Olumlu Olumsuz Belirsiz&lt;br /&gt;Sorumsuzluk duygusunun verdiği hafiflik  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KENDİ GELECEĞİMİ BELİRLERİM&lt;br /&gt;Olumlu Olumsuz Belirsiz&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.3 Elmas yontucusu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendi geleceğini belirlemesi ile ilgili düşüncenin temelinde iki bakış açısı yatar. Bunları iki soruyla açıklayalım: Neyi değiştirebiliriz ve hangi zamanı değiştirebiliriz?&lt;br /&gt;Vereceğim cevaplar bana ait değil. Bu gök kubbe altında söylenmemiş sözler elbette vardır, ama çok az olduklarına eminim. Onlardan bazılarını bulmaya çalışmıyorum. Size sadece kendi hayatımda kullandığım ve çok faydasını gördüğüm bir yaklaşımı bu kitap boyunca anlatmaya çalışıyorum. Eğer hiç duymadığınız şeyler duymayı umuyorsanız, bırakın gitsin, okumayın. Eğer bu andan itibaren okuyacaklarınızı zaten duymuş ve uyguluyorsanız, hayatınızı kutlarken beni de arkadaş edinmek için okumaya devam edin. Eğer bu andan itibaren okuyacaklarınızı zaten duymuş ama uygulamıyor durumdaysanız, okuyun: Bazı cümleler bazı kanallardan daha ikna edici gelebilirler kulağa. Belki de sizi harekete geçirecek olan kitap budur. Eğer şu ana kadar okuduklarınız size ilginç geldiyse, anlatacağım şeylerin pek çoğu da daha önce çok duymadığınız ilgi çekici şeyler olacaktır, okumaya devam edin.&lt;br /&gt;Neyi değiştirebiliriz sorusuna dönelim: Değiştirebileceğimiz şey kendimizdir. Dışımızı kontrol edemeyiz ama içimizi kontrol edebiliriz. Olan şeyleri değiştiremeyebiliriz ama onların üzerimizdeki etkilerini ve onlara tepkilerimizi değiştirebiliriz.&lt;br /&gt;Hangi zamanı değiştirebiliriz peki? Geçmiş zaten olmuş bitmiştir, onu değiştirmek mümkün olmaz. Gelecek henüz yaşanmamıştır ve yaşanmamış bir şeyi değiştirmemiz zaten mümkün olmaz. Değiştirebileceğimiz an’dır. Ama an’ı değiştirerek geçmişin an üzerindeki etkisini değiştirebiliriz ve an’ı değiştirerek geleceğin oluşumuna yön verebiliriz. Aslolan şu anda ne yaptığınız ve şu an’ı ne yaptığınızdır.&lt;br /&gt;Kendini değiştirmeyi başaran, dünyayı da değiştirebilir. An’ı kontrol edebilen, geçmişi de geleceği de kontrol edebilir.&lt;br /&gt;İmgelere inanıyorsanız, durup düşünün: Özenle, dikkatle ve sabırla çok değerli bir elması yontan bir elmas yontucusunu gözünüzde canlandırın. Bu sizsiniz. Elmas ise hayatınız, kişiliğiniz, varlığınız. Hepimiz kendi elmasımızı yontuyoruz. Geçen yüzyılın sonlarında yazdığım bir şiirime kulak verin ve kendi elmasını yontan bir elmas yontucusu olduğunuzu asla unutmayın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ELMAS YONTUCUSU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bir elmas yontucusuyum gözlerim yorgun&lt;br /&gt;bin yaşayıp bir vuruyorum taşıma&lt;br /&gt;ömrümün tacı taşıma&lt;br /&gt;görmüyorsun sen onu&lt;br /&gt;ben onun için yaşıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bir elmas yontucusuyum elmasım bahasız&lt;br /&gt;okuyorum ya binlerce sayfayı&lt;br /&gt;bir çizik atmak için hepsi&lt;br /&gt;bir yüzey parlatmak için&lt;br /&gt;bir motif bulmak için taşıma katacak&lt;br /&gt;otobüslerde tramvaylarda vapurlarda yollarda taşıma malzeme arıyorum&lt;br /&gt;insanlar şaşırıyor&lt;br /&gt;görmüyorlar ki taşımı&lt;br /&gt;gördükleri yorgun gözlü bir deli&lt;br /&gt;sayfalarda altın arayan sanki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bir elmas yontucusuyum işim bitmez&lt;br /&gt;yaptığım her şey onun için bilinmez&lt;br /&gt;para kazanmak değil benim çalışmam&lt;br /&gt;servette de gözüm yok rahatta da&lt;br /&gt;ne de unvanlar için tahsilim&lt;br /&gt;sabahları tıraş oluyorum ya&lt;br /&gt;duş alıyorum koku kullanıyorum&lt;br /&gt;saçımı biryantinleyip aynaya bakıyorum&lt;br /&gt;hepsi taşım için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bir elmas yontucusuyum gönlüm buruk&lt;br /&gt;her gün daha bir güzel oluyor eserim gören yok&lt;br /&gt;bu şiirleri yazıyorum ya&lt;br /&gt;gönlümden dökülüyor ya bunlar&lt;br /&gt;konuşuyorum ya öyle yakıcı&lt;br /&gt;parmaklarımdaki o sihir var ya&lt;br /&gt;sesim içini öyle ısıtıyor ya&lt;br /&gt;hepsi taşımın pırıltıları&lt;br /&gt;onlar anlık bir dışavurum değil&lt;br /&gt;onlarca yılda işlenmiş bir taşın pırıltıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bir elmas yontucusuyum ufkum geniş&lt;br /&gt;şarkılarda onu yontuşumun tınılarını duyuyorum&lt;br /&gt;minare ve kubbelerde onu izleyişimin dinginliğini&lt;br /&gt;bahçelerde onun içindeki gizil canlılığı görüyorum&lt;br /&gt;denizde o canlılığın çırpınışını&lt;br /&gt;ufkumu taşıma sığdırıyorum / dünyanın en büyük elması oluyor bir anda&lt;br /&gt;patlayacak diye korkuyorum&lt;br /&gt;ufuklar patlar çünkü bilirim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bir elmas yontucusuyum hep öyle kalacağım&lt;br /&gt;taşıma iyi bakın&lt;br /&gt;görenle paylaşacağım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Eylül 1999, Başakşehir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.4 Karakter ve yetenekler kümesinde taş üstüne taş nasıl konulur?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bu topraktan çıkmış taşı, göz alıcı, değerli, peşinden koşulan ve herkesi etkileyen bir mücevher haline getirmek için yapılan o hesaplı vuruşlarda uygulayabileceğimiz bir taktik var mı?&lt;br /&gt;Geleceği kontrol etmek için hem iç hem dış etkenlerin önemli olduğunu kabul ettik. Önceliğin kontrol edebileceğimiz iç etkenleri, kontrol edilebilir zaman olan şimdiki zamanda değiştirmeye ait olduğunu da kabul ettik. Ama bu değişimi nasıl sağlayacağız?&lt;br /&gt;Bu kitabın konusu, insanın kendisini değiştirmesidir.&lt;br /&gt;Bir karakter özelliğinden nasıl kurtuluruz?&lt;br /&gt;Yeni bir karakter özelliği nasıl ediniriz?&lt;br /&gt;Yeni bir yetenek nasıl ediniriz?&lt;br /&gt;Kötü bir alışkanlıktan nasıl kurtuluruz?&lt;br /&gt;İyi bir alışkanlık nasıl ediniriz?&lt;br /&gt;Kendimizi nasıl değiştiririz?&lt;br /&gt;Bu tür dönüşümlerin sağlanmasını çok kolaylaştıran bir yöntem var. Bu kitap bu yöntem için yazılmış, bu yönteme adanmış ve bu yöntemi hayatında defalarca kullanmış bir kişi tarafından kaleme alınmıştır. Uzaydan gelme, laboratuarda icat edilmiş, derinlerden çıkarılıp ilk defa gün yüzü görmüş bir yöntem falan da değildir. Siz, bu yöntemi daha önce defalarca yaşadınız.&lt;br /&gt;Amacım, kullandığınız ama unuttuğunuz bir yöntemi size tekrar hatırlatmak. Sonra da bu yöntemi iyice sindirmenize yardımcı olmak.&lt;br /&gt;Belki de bu yöntemi unutmadınız ama biraz göz ardı ettiniz. Bazı durumlarda kullanıyorsunuz, ama bazı durumlarda kullanmıyorsunuz. Emin olun, çok iyi kullanıyor olsanız bile, geliştirebileceğiniz yönleri vardır.&lt;br /&gt;İşin aslı şu: İnsanın kendini değiştirmesinin, kendisine bir şeyler katmasının ya da sevmediği bir özelliğinden kurtulmasının aşamaları vardır. Bu aşamaların yaşanma hızı ya da aşamalardan hangisinde takılıp kaldığınız değişkenlik gösterebilir. Öyle durumlar olur ki, tüm aşamaları saniyeler içinde geçersiniz. Anlık bir etkiyle sigarayı ömür billah bırakan insanları duymuşsunuzdur, onlar gibi. Ama bazen de yıllarınızı verirsiniz de sürecin ara adımlarından birinde takılıp kalırsınız.&lt;br /&gt;Sigara içenlerin sigara bırakma serüvenlerini düşünelim. Birkaç saniyeden birkaç onyıla kadar yayılabilen, hatta bazen bir ömürde bitirilemeyen bir süreçtir bu. Ne yazık ki, pek çok insan bu sürecin ya bir adımında ya da bir başka adımında takılır kalır.&lt;br /&gt;Kimi insan sigarayı bırakması gerektiğini hiç fark etmez.&lt;br /&gt;Kimisi sigarayı bırakması gerektiğini fark eder, ancak bırakmayı yeterince istemez.&lt;br /&gt;Kimisi sigarayı bırakmayı ister ama bırakabileceğine inanmaz.&lt;br /&gt;Kimisi sigarayı bırakabileceğine inanır, ama bir türlü bırakmaya kesin olarak niyet edemez.&lt;br /&gt;Sigarayı bırakması gerektiğini fark edip bunu yapabilmeyi şiddetle isteyen, yapabileceğine inanan ve yapmaya niyet eden insan büyük bir yol kat etmiştir. Bazısı bu noktaya bir anlık bir olayla gelir, bazı insanlar ise onlarca yılda. Ama iş bununla bitmez.&lt;br /&gt;Sigarayı bırakmaya kesin olarak niyet eden kişinin, bırakabilmek için yöntemler araştırması gerekir. İnsandan insana farklı derecelerde bağımlılık yapan bu meretin bırakılması için niyet yeterli gelmez. Bırakmayı sağlayacak araçların ve yöntemlerin araştırılıp en uygun kişisel çözümün bulunması ve öğrenilmesi gerekir.&lt;br /&gt;Bu da yetmez, öğrendiğimiz yöntemleri bilinçli, azimli ve kararlı bir şekilde uygulamamız gerekir. Tekrar ve tekrar ve tekrar. Bir gün daha, bir hafta daha, bir ay daha. Ne zaman ki bu uygulamaları bilincimizle ayırdına bile varmadan gündelik hayatımızda yaşar hale geliriz, o zaman sigarayı bırakmış sayabiliriz kendimizi.&lt;br /&gt;Bu kitap, bu süreç uğruna yazılmıştır ve bu süreci yaşamayı kendinizde bir alışkanlık haline getirebilirseniz, dünyada değiştiremeyeceğiniz bir şey yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-4403778815462137800?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/4403778815462137800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=4403778815462137800' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/4403778815462137800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/4403778815462137800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/1-alaaddinin-cininden-ne-isterdin.html' title='1. Alaaddin’in cininden ne isterdin?'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-4363906859292225199</id><published>2009-01-27T11:49:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:51:19.684-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>2.    Bir tekniği mükemmelleştirmek…</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.1    Yöntem üzerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir işi başarabilmekten daha iyisi onu tekrar nasıl başarabileceğinizi keşfetmektir. Basket potasından topu bir kez geçirmek çok az şey ifade eder, oysa tekrar tekrar ve zor pozisyonlarda bile potadan topu geçirebilmek, çok önemli bir yetenektir.&lt;br /&gt;Tekil başarı çoğu zaman büyük bir anlam taşımaz, aslolan başarının sürekliliğidir. Tek kalemde önemli bir miktarda para kazanmak insanı zengin yapabilecek olsa, piyangoda büyük ikramiye kazanan insanların büyük çoğunluğu ellerine geçen bu paranın ardından kısa sürede eski durumlarına geri dönmezlerdi. Bir kısmının piyango öncesindeki seviyelerinden bile daha kötü durumlara düştükleri bilinmektedir.&lt;br /&gt;Bir kerede voliyi vurmanın peşinde bir de vurguncular, kanunları hiçe sayanlar ve şark kurnazları koşarlar. Hayatları hep o tek altın vuruşun peşinde geçer durur da bir türlü bellerini tam olarak doğrultamazlar.&lt;br /&gt;Başarıyı ve başarının sürekliliğini sağlayan, yöntem geliştirmektir. Hedefinize ulaşmak için gösterdiğiniz çabaları bir yöntemle birleştirirseniz ve yönteminizi iyileştirmek için özeleştiri yapmaktan kaçınmazsanız, başarıya ulaşma ihtimaliniz çok daha yüksek olacaktır.&lt;br /&gt;Bir yöntemi bilinçli bir şekilde kullandığınızda o yöntemin size geri dönüşünü hesaplayabilirsiniz. Hedefinize sizi yaklaştırıyor mu yoksa sizi hedefinizden uzaklaştırıyor mu? Hedefe daha da yaklaşmak için yöntemde ne gibi iyileştirmeler yapmanız gerekir? Deneme şansınız ve elinizde kalan süre bu yöntemi adımlarla iyileştirmek için uygun mudur yoksa tamamen yeni bir yöntem mi belirlemelisiniz? Bu soruların cevabını arayan ve kararlılıkla ilerleyen kişiler, hedeflerine ulaşacaklardır.&lt;br /&gt;Karakter özelliklerinizi ya da alışkanlıklarınızı değiştirmek, belki de bir yetenek kazanmak için de bir yöntem belirlemeniz ve uygulamanız gerekir. Size bu kitapta vaat ettiğim kişisel değişim sürecini yaşayabilmeniz, kendi hayatımda uyguladığım ve aslında büyük de bir sır olmayan bir yöntemin uygulanmasıyla mümkün olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.2    Bilinç ve bilinçaltı üzerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yöntemi anlatmadan önce bilinç durağına bir uğramamız gerekiyor. Bilinç nedir? Bilinçaltı, bilinçüstü ya da bilinçdışı nedir? Bunlara biraz kafa yormamız gerekli.&lt;br /&gt;Bilincin ne olduğu yaşamın ne olduğu sorusuna benziyor. Bilim dünyası henüz ne yaşamın ne de bilincin ne olduğunu tam olarak çözebilmiş değil. İngilizcede kullanılan “conscious” kelimesi daha basit bir seviyede algılandığında “uyanık” olma hali olarak düşünülebiliyor. Ama bilinci sadece uyanıklık hali olarak düşündüğünüzde bile çözümlenmemiş pek çok konu var. Uyku, rüya, narkoz hali gibi pek çok konu sürekli yaşanan şeyler olduğu halde derinliklerde belirsizliklerini koruyorlar.&lt;br /&gt;Bu konuda bilimsel detaylara dalacak değilim. İşin bilimsel yönünü merak edenler varsa, Adam Zeman’ın “Bilinç, Kullanım Kılavuzu” adıyla Türkçeye çevrilmiş kitabını tavsiye ederim.&lt;br /&gt;Bir bilim adamı yaklaşımı ile değil de bir mühendis yaklaşımıyla bilinçli ve bilinçsiz olarak yaptığımız işleri incelemeye yöneldim daha çok. Hedefimiz, bu incelemeden hayatımız için pratik sonuçlar elde etmek.&lt;br /&gt;Şöyle 20-30 adımlık yürüyüş alanı olan bir yerdeyseniz, bir şey denemenizi isteyeceğim. İster eviniz, ister ofisiniz, ister bir park, yürüyebileceğiniz bu alan neresiyse önce gözünüzde ulaşılması biraz zor olan bir noktasını canlandırın. Evinizdeyseniz bulunduğunuz noktaya en uzak odanın en uzak köşesini düşünebilirsiniz. Bir parktaysanız, düz yol üzerinde olmayan gözünüzün göreceği bir nokta olsun. İşyerinde iseniz, bu deli napıyor dedirtmeyecek bir nokta tercih etmeniz iyi olabilir!&lt;br /&gt;Kalkıp o noktaya doğru olabilecek en hızlı bir şekilde ama koşmadan yürüyün. Nasıl yapacağınızı önceden planlamadan başlayın yürümeye. Hedeflerinizi seçerken gerçekten kendini zorlayan kişilerden değilseniz, yani evinizdeki bir odanın tavan köşelerinden birini tercih etmediyseniz, ya da parkta seçtiğiniz nokta ile aranızda üzerinde geçiş olmayan bir küçük uçurum yoksa, çok kolayca bu işi yapabileceksiniz demektir. Muhtemelen kaç adım attığınızı, nerelere bastığınızı, hangi minik engellerle karşılaşıp onları nasıl geçtiğinizi fark etmezsiniz bile.&lt;br /&gt;Biliyorum, çoğunuz bu işlemi sadece zihninizden yaptınız, ama sanırım ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Her işimizi bilinç seviyesinde detaylarıyla analiz ederek yapmıyoruz.&lt;br /&gt;Nasıl yaptığımızı hiç bilmediğimiz (tıp doktoru falan değilsek) bazı işleri sürekli yapıyoruz. Mesela kalbimizin belirli bir ritim sınırında yıllarca çalışmasını yönetiyoruz. Solunum sistemimizi çalıştırıyoruz. Dolaşım sistemimizi çalıştırıyoruz. Bunlar da bilinçli çabamızla yaptığımız şeyler değil. Ama benim asıl ilgimi çeken, başlangıçta bilinç seviyesinde yapmamız gerekirken, zamanla bilinçli çaba gerekmeden yapmaya başladığımız işler.&lt;br /&gt;Az önce denediğiniz ya da en azından deneseniz ne olacağını düşündüğünüz yürüme çalışmasını ele alalım. O yürüyüş sırasındaki onlarca adımın ilkini doğru düzgün atabilmek için ne kadar çaba sarf etmiştiniz bir yaş civarındayken, pek hatırlamıyorsunuzdur sanırım. Ama çevrenizde kendi çocuğunuz ya da başka bebekler olmuşsa, onlarda gözlemişsinizdir. O ilk adım bilincimizin neredeyse tüm duyuları kullanarak odaklanmasıyla mümkün olabilmişti. Aylarca bilincimiz her adımda epeyce bir katkı yapmaya devam ediyordu. Oysa şimdi, onlarca yıl sonra, ayaklarımızla adımlar atarak yürümek işlemini yapıyor olduğumuzu bile fark etmediğimiz oluyor.&lt;br /&gt;Yapamadığımız bir şeyi yapabilir hale gelmek çok önemli bir süreçtir. Bu işteki ustalığımızı otomatik pilotta işi yapabilir hale getirmek ise bambaşka bir uzmanlık seviyesidir ve çok değerlidir.&lt;br /&gt;Bu kitapta, yapmayı hedeflediğimiz bir şeyi nasıl yapabilir hale geleceğimiz, sonra da bu işi otomatik pilota nasıl alabileceğimiz üzerine konuşacağız.&lt;br /&gt;Son bölümde ise damardan bir yaklaşım bulacaksınız. Ama hemen oraya atlamayın, aradaki bölümler olmadan o bölümü anlamak da anlatmak da kolay olmayacaktır.&lt;br /&gt;Doğrudan bilinçle yapmadığımız işleri yapan aktörü ben bilinçaltı olarak adlandırıyorum. Bazı kişiler bu aktöre bilinçüstü, bilinçdışı gibi adlar da yakıştırıyorlar. Etiketler çok önemli değil. Peki önemli olan ne? Bilinçle sınırlarımız çok kısıtlı, bilinçaltında ise kısıtlarımız belki de var olmadıkları iddia edilecek kadar belirsiz.&lt;br /&gt;Yüksek lisans çalışmalarım sırasında insanın alternatifler arasından seçim yaparken en fazla 5 ila 7 tercih arasında gerçekten istediğini belirleyebildiğini öğrenmek benim için şaşırtıcı olmuştu. Deha seviyesindeki insanlarda bu sınır 9’a kadar çıkabilmektedir. Daha rahat anlaşılacak bir örnekle şöyle söyleyebiliriz: Kendinize bir araba alacaksanız, değerlendirdiğiniz alternatiflerin sayısı da 15 ise, gerçekten seçmek isteyeceğiniz arabayı seçebilme şansınız çok düşüktür. Ancak sınıflandırma ve eleme yöntemlerini kullanarak başarı sağlamanız mümkün olacaktır: Mesela sizin için otomatik vites vazgeçilmez bir özellik ise düz vitesli 8 alternatifi hemen eleyerek sayıyı azaltabilirsiniz.&lt;br /&gt;Yukarıdaki örnek üzerinde daha çok konuşulabilir ama bizim için şimdilik kritik olan yönü şu: Bilinçle yaptığımız işlerde yeteneklerimiz hayli kısıtlı.&lt;br /&gt;Yeni araba kullanmaya başlayan birini düşünün. Aynı anda hem pedalları, hem direksiyonu, hem aynaları, hem yakın çevresindeki arabaların hareketlerini yönetmek bu kişi için son derece zorlayıcı bir iştir. Oysa aynı kişi 10 yıl sonra araba kullanırken bir yandan da çekirdek bile çıtlatacak hale gelebilir.&lt;br /&gt;Bilinçle yaptığımız işleri bilinçaltına aktardığımızda yapabileceklerimizin sayısı ve kapasitesi bazen aklımızın almayacağı kadar gelişebilmektedir.&lt;br /&gt;Hem bilinçle hem de bilinçaltı ile işler yaptığımız konusunda tam ikna olmadıysanız basit bir örnek daha vereyim. Bunu küçük kızımla olan oyunlarımızda keşfettim:&lt;br /&gt;Bildiğiniz herhangi bir dilde konuşurken, kuracağınız cümleleri düşündüğünüzü varsayarsınız. Ağzınızdan çıkan şeyler bilinçli zihninizin ürünüdür, ya da öyle inanmak istersiniz. Peki konuşmayı bilinçaltı gerçekleştiriyor olamaz mı? Belki de ne söylediğinizi karşınızdakiyle birlikte bilinçli beyninizle kendiniz de ilk kez dinliyorsunuz.&lt;br /&gt;Böyle bir olasılığın var olduğunu görmek için, 3-4 yaşlarında bir çocuk ya da çocukça davranışlarınıza aldırmayacak bir arkadaş bulun. Bu kişiyle zargontanca konuşmaya başlayın. Zargontanca, kurallarını ve kelimelerini bilmediğiniz ama konuşabildiğinizi varsaydığınız hayali bir dildir. Bu dilde bir şeyler söyleyin karşınızdakine ve o da cevaplar versin. Vurgularıyla, cümle uzunluklarıyla bir diyalog yaşatabilirsiniz karşılıklı. Bu diyalogu yaşatabiliyorsanız, ağzınızdan dökülenleri siz de ilk kez karşınızdaki insanla birlikte duyuyor olacaksınızdır.&lt;br /&gt;İnsanı hayli rahatsız da edebilecek bir etki ama deneyip görün. Beynimde bir başkası mı var diye hissetmenize sebep olabilir. İşbaşında olan, bir yabancı değil, benim bilinçaltı dediğim aktördür.&lt;br /&gt;Şimdi size önemli bir soru soracağım:&lt;br /&gt;Sizin için çalışan milyonlarca (belki de milyarlarca) kişi olsaydı, bu kişilerin yetkinliklerinden ve sizin istediğiniz şeyleri doğru, dürüst ve yetkin bir şekilde yapacaklarından emin olsaydınız, yapılmasını istediğiniz işleri bu kişilere delege mi ederdiniz? Yoksa her işin nasıl gidiyor olduğunu, adımlarını, sonuçlarını kararları da kendiniz alacak şekilde takip etme yolunu mu tercih ederdiniz?&lt;br /&gt;Bu soruyu üniversitelilere yönelik bir seminerde sorduğumda katılımcıların büyük bir kısmının doğrudan yönetimi tercih etmeleri beni sarsmıştı. Bu sonucu soruyu iyi konumlandıramamış olduğuma yoruyorum. Mantıklı olan, delege etmektir. Seminerde soruyu iyi yöneltememiş olduğum varsayımıyla konuyu biraz daha açayım:&lt;br /&gt;Öncelikle milyonlarca, hatta belki milyarlarca çalışanınız var. Bunları doğrudan yönetmeyi denerseniz, delegasyona (yetki devrine) hiç başvurmadan 100 kişinin bile emeğinden yararlanamazsınız. İkinci önemli nokta ise, çalışanların yetkinliğinden ve dürüstlüğünden emin olunduğunu vurgulamamız. Çoğu durumda yetki devrinden kaçınılmasının temel ve belki tek nedeni bu emniyet duygusunun olmamasıdır.&lt;br /&gt;Bilincinizi bir seminer salonu gibi düşünebilirsiniz. Kaç kişiyi sığdırıp etkin olarak yönetebilirdiniz bu seminer salonunda? Üç, beş, on, elli… Bu, bilinç seviyenizin kapasitesidir. Her işi bilinç seviyesinde yürütmeye çalışırsanız ne olur? Böyle bir şey olası değildir. Yürümekten konuşmaya pek çok etkinliğimizi bilinçaltı seviyesinde gerçekleştiririz. Sadece bilinç seviyesini kullanmak zorunda olan bir kişi, uzun süre hayatta kalamazdı.&lt;br /&gt;Öte yandan beynimizin bilinç dışı kısmı, bu seminer salonunun dışında kalan milyonlarca, milyarlarca insan gibidir. Kendimizi bu konuda eğitirsek, dışarıdaki insanların temsilcilerini gruplar halinde bilinç seminer salonuna alıp onlara isteklerimizi iletebiliriz. Bu temsilciler sonra bilinçaltı seviyesine geçip oralarda ekipler kuracak ve isteklerimizi yerine getireceklerdir. Zaman zaman da bilinç seviyesine geri bildirimlerde bulunabilirler.&lt;br /&gt;Üzerinde çok düşünüp bir türlü sonuç alamadığınız bir konuyu bir kenara bırakıp sonra tekrar baktığınızda önceden çözemediğiniz pek çok noktayı tıkır tıkır çözdüğünüz durumlar olduysa yukarıdaki mekanizmadan yararlanmışsınız demektir.&lt;br /&gt;Kitabın başından beri size anlatacak olduğumu ballandıra ballandıra söylediğim yöntem, yapmak istediğimiz bir şeyi önce bilinç seviyesinde yapabilir hale gelmemiz, sonra da bu yeteneği bilinçaltına aktarmamız üzerinedir.&lt;br /&gt;Bilinçsiz yetersizden başlayıp bilinçsiz yeterliye kadar giden bir dönüşüm sürecidir bu. Bu sürecin sırlarını çözebilen ve hayatında etkin bir şekilde uygulamaya başlayan bir insan önemli avantajlar elde edecektir. Üstelik bu süreç her insanın istemese de yaşadığı bir süreç olduğu için kavramak da –gerçekten isterseniz- uygulamak da çok kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.3    Bilinçsiz yetersizlik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen cehalet huzur vericidir. Ama çoğu zaman değil…&lt;br /&gt;Mahrum olduğunuz bir şeyin varlığından habersiz olursanız, yokluğuna katlanmanız daha kolay olabilir. Sadece kendisi değil tüm dünyası fakirlik içinde olan bir insan, zenginliğin nasıl bir şey olduğunu hiç bilmiyorsa, durumunu normal kabul edebilir. Hiçbir zaman tam sağlıklı olmamış bir insan, etrafındaki herkes de aynı durumdaysa bunu normal kabul edebilir. Ve etrafındaki hiçbir insanın huzur içinde yaşadığını görmeyen bir kişi, ikirciklenmeler ve huzursuzluklarla boğulmuş yaşamını normal kabul edebilir.&lt;br /&gt;Ama özellikle iletişimin nitelik bakımından tartışılsa da nicelik bakımından çokça geliştiği günümüzde sahip olmadığımız şeylere başkalarının sahip olduğunu görmemek elimizde değildir. Bahsettiğim, sadece zenginlikler ve maddi varlıklar değil, aynı zamanda güzellikler, karakter özellikleri, huzur ve diğerleri.&lt;br /&gt;Gözünü açıp etrafa bakmayı bilen bir insan, yetersiz olduğunun bilincinde bile olmadığı alanları fark edip değişmesi, ilerlemesi, gelişmesi gerektiğini anlayabilir. Bu bakışların onu neye yönlendireceğini büyük ölçüde kendisi belirleyecektir. Neyi istediğimiz çok önemli, ama neyi istemenin doğru olduğunu belirlemek hem hayli zor hem de çok öznel bir süreç. Neyi istediğinizi ve hedeflediğinizi bilmiyorum ve bunun iyi bir şey olmasını umuyorum; benim asıl ilgi alanım bu hedefinize nasıl ulaşacağınız yönünde. Olmak istediğiniz bir noktaya nasıl gelirsiniz? Edinmek istediğiniz bir özelliği nasıl edinirsiniz? Bırakmak istediğiniz bir huyu nasıl terk edersiniz? Yeni bir alışkanlık nasıl kazanırsınız?&lt;br /&gt;Her şey fark etmekle başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.3.1    Farkındalık üzerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişim mümkündür. Gelişim mümkündür. Bir hedefe ilerlemek mümkündür. Ama her şey farkındalıkla başlar.&lt;br /&gt;Bir bebek, etrafındaki büyük insanların ve kendinden büyük çocukların davranışlarını sürekli izler ve farkındalık oluşturur. Kendisinin de neler yapmaya muktedir olduğunun işaretlerini izlemektedir. Onları örnek alır, taklit eder, ama bunlardan önce fark eder.&lt;br /&gt;Ne yazık ki bebeklik ve çocukluk dönemindeki açık algılarımızı çoğumuz büyüdükçe kapatırız.&lt;br /&gt;Dünyaya açık gözlerle bakabilirsek, olasılıklar kendilerini her an önümüze sürecektir.&lt;br /&gt;Kuşları ve diğer uçan varlıkları fark eden gözlerle inceleyen insanlar sayesinde bugün milyarlarca insan uçuyor.&lt;br /&gt;Bulutların fırtınalı dünyasının oluşturduğu elektriği fark edenler sayesinde aydınlatmadan bilgisayara kadar elektriği her yerde kullanabiliyoruz.&lt;br /&gt;Bu üst katmanlardan biraz aşağılara inelim: Etrafımızda başarıldığını gördüğümüz ve fark ettiğimiz şeyler ufkumuzu belirliyor. Almanya’ya gidip yerleşen ve belirli ölçüde başarı sağlamış insanlar tüm köylerin gurbet yollarında şansını denemesine sebep olmamış mı? Neden bir mahallede bir esnaf yeni bir alana el atıp başarılı olunca on kişi birden aynı işe girişiyor, hiç düşündünüz mü? Ya da ne oldu da halterde doğru düzgün iddiamız yokken bir Naim Süleymanoğlu dalgasıyla bir anda halterci kesiliverdik? Birkaç futbolcumuz yurtdışında başarı sağlayınca nasıl da bir anda dünya liglerinde koşturan futbolcu ve basketçilere sahip olduk?&lt;br /&gt;İnsanlar çoğu zaman potansiyellerinin farkında olmazlar. Kimi zaman bazı insanlar gözlerini gerçekten iyi açıp görülmemiş fırsatları görürler, onlar öncülerdir. Kimi insanlar ise çevrelerindeki erken örnekleri fark edecek kadar dikkatlidirler ve kendileri öncü olamasalar da başarılı olan başkalarının yaptıklarını görüp harekete geçerek istediklerini başkalarında görerek fark ettikleri şeylere kavuşurlar.&lt;br /&gt;Ama kimi insan da vardır ki, sona kalır da dona kalır. Borsa rallilerinin son döneminde modayı en son fark edip de herkes giriyor diye hesapsızca borsaya girip sonra yılların birikimlerini eritip çulsuz kalanlar gibi.&lt;br /&gt;Fark etmediğimiz bir şeyi isteyemeyiz. Ne istediğimizi bilmek için önce fark etmemiz gerekir. İster hayal gücümüzle, ister örneklerini görerek, ister artık boğazımıza kadar batmış olduğumuz bir suyu fark eder gibi… Fark etmekten sonra istemek gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.3.2    İstek üzerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstemekten çekiniriz. Hayır hayır, o en utangaç ve konuşurken karşısındakine doğru bakmayı bile büyük bir çaba olarak gören kişilerden bahsetmiyorum, neredeyse hepimiz istemekten çekiniriz.&lt;br /&gt;Bu konuda büyüdüğümüz ortamın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu ortamın refah seviyesi, rahatlığı, hangi imkanlara sahip olduğu değil önemli olan. Ailesinin yanında büyüyen insanlar içinde de istemeyi bilenler ya da hayallerine bile zincir vuranlar çıkıyor, sokakta büyüyenlerde de. Hangi faktörlerin etkili olduğundan tam emin değilim, ama ne kadar isteyebildiğimiz, ne kadar hayal kurduğumuz, kendi isteklerimizi ne kadar gemlediğimiz çocukluk yıllarımıza kadar dayanan eğilimlerimize bağlı.&lt;br /&gt;Dünyanın yolumuza çıkardığı engeller ya da fırsatlar değil, kendimiz belirliyoruz ne kadar istediğimizi ya da ne kadar isteyemediğimizi.&lt;br /&gt;Yetersizliğimizi fark edememek hayatımızdaki en büyük engeldir. Bugünkü değerlerimiz ve algımız içinde hapsolmuş olduğumuzu hissedip özgürlüğün nasıl bir şey olabileceğini hayal edebilmek için fark edebilmemiz gerekir. Güzel şeylere erişemeyen insanların büyük bir kısmı bu güzellikleri zaten hiç fark etmemişlerdir. Her bir insan da elde edebileceği şeylerin büyük bir kısmını hiç fark etmemiştir bile.&lt;br /&gt;Bu aşamayı geçebilmiş bir insanın karşısına çıkan ilk şey ise istemek ya da istememektir.&lt;br /&gt;Mutlu bir evlilik yaşamanın mümkün olduğunu fark eden bir insanın aynı şeyi elde edebilmek için öncelikle elde etmeyi istemesi gerekir.&lt;br /&gt;Bundan sadece birkaç on yıl önce, insanların doğal beklentisi, mutlu ya da çok mutlu olmasa bile en azından belirli ölçüde huzurlu bir evlilik yaşamaktı. Çoğu insan da bir şekilde bunu yaşıyordu. Oysa şimdi özellikle okumuş ve belirli bir gelir seviyesine sahip olan insanlar içinde mutlu bir evlilik yaşayabilenler hayli azalmış durumda. Kırkına yaklaşıp hiç evlenememiş insanlar. Otuzunda boşanmış insanlar. Evinde savaş hali yaşayanlar.&lt;br /&gt;Mutlu evliliklerin azalmasının en önemli sebebi, mutlu evlilik isteyenlerin azalmasıdır bence.&lt;br /&gt;Kuşların uçabildiğini tarihin bilinmeyen zamanlarından beri kaç insan fark etmiştir sizce? Doğru, milyonlarca. Geçen zamanın ne kadar olduğunu tam bilmediğimize göre belki de milyarlarca. Peki ya kaç kişinin, kuşlarının uçabildiğinin yanı sıra, insanların da uçmasının mümkün olduğunu fark etmiştir? Ya da bunu hayal etmiştir?&lt;br /&gt;Kaç kişi uçmayı istemiştir? Ama istemek var, istemek var. Aralarında da fark var.&lt;br /&gt;İyi bir şeyin bir insanın başına gelebileceğine inanmak kolaydır. Bir gün birilerinin uçmayı başaracağına inananlar çokça olmuş olabilir. Bir insanın sıfırdan başlayıp zengin olabileceğine inanır mısınız? İnanıyor olmalısınız, çünkü örnekleri görülüyor. Peki bunu sizin yapabileceğinize inanır mısınız?&lt;br /&gt;Kendisinin uçabileceğine inanan kaç insan olmuştur? Balon icat edilmeden önce…&lt;br /&gt;İstemekten sonraki adım, inanarak istemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.3.3    Kendine inanma üzerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetersizliklerinin farkına varıp bunu gidermeyi isteyen insanlar iki önemli engeli aşmışlardır. Uzun bir yolun ilk adımları. Gerçi bu yol uzun olsa da, uzun zamanda kat edilebileceğine dair bir zorunluluk her zaman yoktur. Yoldaki hız da size bağlıdır.&lt;br /&gt;İstediğiniz şeyi elde edeceğinize öncelikle kendiniz inanmalısınız. Başaracağına inanmadan başaran bir insan olabilir mi? Böyle bir insan şans eseri istediği bir şeyi elde etse bile, onu elinde tutması son derece zor olacaktır.&lt;br /&gt;İnsanlar çoğu isteklerini kendi kendilerine yasaklarlar. Bunu bu isteklerini elde edebileceklerine inanmayarak yaparlar. İstediğini elde edebileceğine inanmayan insan, aslında isteğinden vazgeçmiş demektir.&lt;br /&gt;İsteğinizin imkansız olması ya da imkansız gibi görünmesi önemli değildir. Onu gerçekten imkansız kılan, sizin onun imkansız olduğuna inancınız olacaktır.&lt;br /&gt;Fatih’i düşünün. İstanbul’u alabileceğini fark etti. İstanbul’u almayı istedi. İstanbul’u alacağına inandı. Ve gemiler karadan yürüdü.&lt;br /&gt;Uçaklar size çok mu doğal geliyor? Ben hala her uçağa binişimde şaşkınlık yaşıyorum. Böyle bir şeyin örneği yokken uçmayı hayal eden insanların inançları sayesinde uçuyoruz.&lt;br /&gt;Mutsuz olduklarından şikayet eden çokça insan vardır eminim çevrenizde. Peki mutlu olabileceğinin farkında olan kaç insan var? Bunların kaçı mutlu olmayı istiyor? Mutlu olmayı isteyenlerin kaçı mutlu olabileceğine inanıyor?&lt;br /&gt;Bu noktada önemli ve kaçınılması gereken bir soru: Nasıl?&lt;br /&gt;Nasıl, isteklerinizle ilgili çok tehlikeli bir sorudur. Belirli bir olgunluğa erişmeden bu soruyu düşünmeyi kendinize yasaklamalısınız.&lt;br /&gt;İyi nasıl ve kötü nasıl arasındaki farkı şöyle düşünün:&lt;br /&gt;İstediğiniz şeyi düşünürken nasıl sorusu aranızda bir engel gibi dikiliyorsa, “hadi ordan sen de, sen kim bu istek kim”in kılık değiştirip soruya dönmüş haliyse, o nasıldan koşarak uzaklaşın. Gözünüzü sımsıkı kapatın, başka bir tarafa dönün. O nasılı kovun.&lt;br /&gt;Nasıl sorusu, isteğinizle sizin aranızda bir köprü gibi uzuyorsa temkinli olun. Kısa ve sağlam bir köprü olmasıyla uzun ve tehlikeli görünümlü bir köprü olması arasında çok fark vardır. Hedefinize olan inancınız tam olduğunda nasıl sorusu arkadaşınız ve yardımcınızdır. Daha o soruyu sormadan beyniniz yöntemler bulmaya başlayacaktır.&lt;br /&gt;Hedefinize, isteğinize olan inancınız, ona niyet ettiğinizde tam olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.3.4    Niyet üzerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam dinindeki niyet kavramının sanırım başka dinler ve inançlarda da karşılığı belirli ölçüde vardır. Öyle ibadetler vardır ki, niyet etmek ibadetin geçerli olması için gereklidir. Yani niyet etmeden ibadetin diğer gereklerini yapıyor olsanız bile, ibadetin şartları yerine gelmiş olmaz.&lt;br /&gt;Niyet etmek bir işi yapmaya karar vermek ve bu kararını beyan etmektir. Bir şeyi istemekten ve onu elde etmek için kendinize inanmaktan bir sonraki adım niyet etmektir.&lt;br /&gt;Yerine ve duruma göre içinizden aldığınız bir karar da yeterli olabilir ama bazen de bir dostunuzla, size ufuk verecek ve yardımcı olacak bir insanla, ya da üzerine yazarak bir parça kağıtla niyetinizi paylaşabilirsiniz. Hedefiniz ne kadar zorluysa, kendinize olan inancınız ne kadar titrekse, niyetiniz o kadar sağlam olmalıdır.&lt;br /&gt;Başarınızın belgesi niyetinizdir. İçinizden hadi aslanım demeniz başarmaya olan inancınızı mühürlüyorsa, o da yeter.&lt;br /&gt;Niyet eden insan harekete geçmeye artık hazırdır.&lt;br /&gt;Fark ettiğiniz bir yetersizliğinizi gidermek gerekli isteği duyup kendinize güvenerek yola çıkmaya niyet ettiğinizde artık bilinçli yetersizlik sularına adım atmışsınız demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.4    Bilinçli yetersizlik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harekete geçmek, hedefe doğru koşar adım ilerlemek anlamına gelmeyebilir. Niyet etmiş bir insan olarak sadece ikinci önemli aşama olan bilinçli yetersizlik seviyesine geldiniz. Bu noktada ne yapacağınıza tamamen inanmış ve kendinize güvenmiş olarak, yapmaya niyet ettiğiniz şeyi nasıl yapacağınızı düşünmeye başlamanız gerekir.&lt;br /&gt;Yeterince istediğiniz, elde edeceğinize kesin olarak inandığınız ve elde etmeye niyet ettiğiniz şey size yaklaşmaya başlayacaktır. Artık siz uyurken bile beyniniz onu elde etmenin yollarını aramaya başlar. Etrafınızda gördüğünüz şeyler, izlediğiniz bir televizyon programı, bir arkadaşınızın söylediği bir şey, gördüğünüz bir eğitim programı reklamı ve aklınıza bile gelmeyecek başka pek çok şey sizi hedefinize doğru ilerletecek yolları işaret eder.&lt;br /&gt;Burada en önemli nokta, tüm kaynaklarınızla koalisyon kurmanızdır.&lt;br /&gt;Yetersizliğin farkında olmadığınız bir durumda zaten harekete geçmeniz mümkün değildir. Ama yetersizliği fark etmek de plan kurmaya başlamak için yeterli değildir. Çünkü gerçek anlamda istemediğiniz bir şeyi ancak öylesine uzattığınız güçsüz bir kolun ucundaki ne yapacağını şaşırmış iki parmakla dürtüklersiniz o kadar. Belirli bir anda ilginizi o konuya vermeye çalışsanız bile, zihniniz ve diğer tüm kaynaklarınız bu konuda aslında gerçekten istek duymadığınızın bilincinde olarak başka konulara kayıp duracaklar ya da odaklanmayacaklardır.&lt;br /&gt;Hedefinizi tam olarak istiyor olsanız da, eğer onu elde edemeyeceğinize inanırsanız, kendi içinizde bir ikilem yaşarsınız. İstekle çalışırken aslında elde edemeyeceğinize inandığınız için bilincinde olmadan kaynaklarınızın büyük kısmıyla kendinizi haklı çıkarmaya yani istediğiniz şeyi elde edememeye çalışırsınız. Önce elde edeceğinize inanmadan bir şeyi elde etmeye çalışmak tamamen kendi inancınızla oluşturduğunuz bir akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. Oysa akıntıyla birlikte yüzmek akıntıya karşı yüzmekten kat be kat daha kolaydır. Kendinize olan inancınızı öncelikle oluşturmak, akıntıya karşı değil akıntıyla birlikte yüzüyor olmanızı sağlayacaktır.&lt;br /&gt;Niyet etmekse odaklanmanızı sağlar.&lt;br /&gt;İşte şimdi nasılın vakti gelmiştir. Plan program yapmanın vakti gelmiştir. Para harcamanın vakti gelmiştir. Çaba harcamanın vakti gelmiştir. Eylem hazırlığının vakti gelmiştir.&lt;br /&gt;Artık nasılı düşünmek neden olmayacağının bahanelerini üretmez, nasıl olacağının yollarını üretir. Artık plan program yapmak analiz paralizine (felcine) sürüklemez, harekette verimliliği sağlar.&lt;br /&gt;Daha önce yapılmış bir şeyi hedefliyorsanız, bu aşamayı hayli hızlı geçmek mümkün olabilir. Bu işi yapanların tecrübelerini mümkün olduğunca taze bir kaynaktan edinmeye çalışır ve bu yöntemlerin sizin tarzınıza ve kişiliğinize uygunluğunu denetlersiniz. Sonra da tercihleriniz doğrultusunda yöntemleri kullanmaya başlar, deneme yanılma yoluyla sizin için çalışacak yöntemi bulana kadar inat edersiniz.&lt;br /&gt;Daha önce yapılmamış bir şeyi hedefliyorsanız, bu aşama daha uzun sürebilir. Hacca giden karıncanın varamasa da yolunda öldüğü yer burasıdır. İsteğinize olan yoldan dönmedikçe, hedefe varamasanız da doğru yoldasınız demektir. Ama asıl amaç yolda ölmek değil, hedefe varmaktır. Bu yüzden neyin çalışıp neyin çalışmadığını çok iyi analiz etmek ve icabında yöntemleri iyileştirmek ve hatta değiştirmek gerekir.&lt;br /&gt;Sonunda çabalarınız meyve verip hedefinize ulaştığınızda işin bittiğini düşünebilirsiniz. Oysa aslında daha gidilecek yol vardır.&lt;br /&gt;Belirli bir miktar para kazanmayı hedeflemiş ve bunu uzun çabalar sonucunda kazanmış olabilirsiniz. Neyden ses çıkarabilmeyi başarmayı hedeflemiş ve sonunda üflemenizden ses duymuş olabilirsiniz. Sevdiğiniz insanla evlenmeyi hedeflemiş ve sonunda onu buna ikna etmiş olabilirsiniz. Araba kullanmayı öğrenmek istemiş ve sonunda direksiyon sınavını vermiş olabilirsiniz. Ama başardıklarınızı tamamıyla bilinç seviyesinde ve sürekli bir gayretle başardıysanız, henüz sadece bilinçli yeterli konumundasınızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.5    Bilinçli yeterlilik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinçli yeterli konumundayken, edindiğiniz yeteneği, yeni alışkanlığınızı, bıraktığınız huyunuzu bilinç seviyesinde yönetmeye devam etmek zorundasınızdır.&lt;br /&gt;İlk bir milyonunuzu kazanmak için çok zorlu yollardan geçmiş, sonucundan emin olmadığınız kararlar almış olabilirsiniz. İkinci bir milyonu aynı şekilde kazanmak sizin için çok acılı olur.&lt;br /&gt;Neyden ses çıkarmayı artık başarıyor olabilirsiniz ama sonraki her üflemenizde aynı aşırı dikkatle hareket etmek zorunda olmak, işin tüm keyfini kaçıracaktır.&lt;br /&gt;Sevdiğinizi evlenmeye ikna etmiş olabilirsiniz ama onu etkiniz altında tutabilmek için hala her an kalbiniz pır pır ederek ve sonuçtan emin olmayarak hareketlerde bulunuyorsanız, bunun keyfi neresindedir ki?&lt;br /&gt;Trafiğe ilk çıktığınızdaki tüm duyularınızın neredeyse acı veren çabasıyla yıllarca araba kullanmayı herhalde istemezsiniz.&lt;br /&gt;Bu noktada yapılması gereken, içselleştirmedir. Yeterliliğinizi bilinçli çaba sarf etmeden yaşar hale gelmeniz gerekir.&lt;br /&gt;Sonraki milyonları daha kolay kazanmak için, neye üflerken kendi namelerinize dalıp kanatlanmak için, sevdiğiniz insanda da bir sevgi karşılığı oluşturup bu karşılıklı sevgiyi besleyip büyütmek ve oluşan sevgiye güvenebilmek için, kendi ayaklarınızla yürür gibi araba kullanabilmek için, yeteneğinizi bilinç seviyesinden bilinçaltına indirebilmeniz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.6    Bilinçsiz yeterlilik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinçsiz yeterlilik seviyesine ulaştığınızda her şey sanki kendiliğinden olur gibidir.&lt;br /&gt;Sanki artık burnunuz para kokusu almaya başlamıştır ve içgüdülerinizle hareket ederek bile para kazanırsınız. Başka insanlar sadece geçimlerini sağlamak için ay boyunca bir maaş peşinde koştururken siz parmağınızı oynatarak bile para kazanır hale gelirsiniz.&lt;br /&gt;Neye üflerken dudağınızın şeklini, nefesinizi nasıl verdiğinizi ve parmaklarınızın nasıl hareket ettiğini unutursunuz. Hatta bunları yapıyor olduğunuzun bile pek farkında değilsinizdir.&lt;br /&gt;Sürekli besleyip büyüttüğünüz sevginiz her bakışınız, hareketiniz, sözünüzle giderek daha derinleşir. İlişkilerin o karışık ormanında zamanında bir uçurum kenarında başlayan yolculuğunuz keçi yollarından geçmiş şimdi dere boyunca uzanan yaprak kaplı güzel bir yolda gezintiye dönüşmüştür. Nereye adım atmaya bakma ihtiyacı bile hissetmeden keyifle ilerlersiniz.&lt;br /&gt;Sürücü koltuğuna oturduğunuzda direksiyon eliniz pedallar ayağınız aynalar gözleriniz olur.&lt;br /&gt;Bu rahatlık seviyesine bilinçsiz yeterlilik diyoruz. İstediğiniz her hangi bir konuda bilinçsiz yeterli olan kişileri gözleyin. Kendi bilinçsiz yeterli olduğunuz alanları düşünün.&lt;br /&gt;Mümkün olduğunca fazla alanda bilinçsiz yeterli hale gelmek, yaşam kalitenize en büyük katkıyı yapacaktır. Bu kitap on değişik senaryoda size bilinçsiz yetersizlikten bilinçsiz yeterliliğe olan yolu yaşatacak. En azından teorik olarak! Öğrendiklerinizi uygulamak sizin elinizde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-4363906859292225199?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/4363906859292225199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=4363906859292225199' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/4363906859292225199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/4363906859292225199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/2-bir-teknigi-mukemmellestirmek.html' title='2.    Bir tekniği mükemmelleştirmek…'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-6405088264687077418</id><published>2009-01-27T11:46:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:48:34.918-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>3.    Araba kullanmayı öğreniyoruz</title><content type='html'>İnsanız çok benzeriz birbirimize. Ama insanız yaratıkların en çeşitlisi. Her insan benzer bir öğrenim sürecinden geçse de bunu yaparken birbirinden bir hayli farklı yöntemler kullanabiliyor.&lt;br /&gt;Az sayıda insan, bir konuyu teorik olarak dinleyip kendi geçmiş tecrübeleriyle hızlı bir şekilde ilişki kurup algısında yeterli olgunlukta bir model kurabilir. Çoğumuz için teorik bilgilerin örneklerle beslenmesi ve ardından da kendi yaşamımızda uygulanarak giderek olgunlaşması sonuç verme olasılığı daha yüksek bir yöntemdir.&lt;br /&gt;Öyleyse, işin teorisine yeter diyelim ve hayatımızdan örneklere geçelim. Hadi gelin araba kullanmayı öğrenelim. Çoğunuz araba kullanmayı biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız da çevrenizde bilen insanlar vardır. Birkaç kişinin araba kullanmayı öğrenme sürecine şahit olmuşsunuzdur. Olmadıysanız da benim anlatımıma güvenin o zaman. Başlıyoruz öğrenmeye!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yüz yıl önce insanlar yollarda motorlarla çalışan tekerli birtakım araçları kullanarak ilerlemeye ihtiyaçları olduğunun farkında değillerdi. Bunun sebebi araba ya da yol olmaması değildi tabii, ama motorlu araçlar yoktu henüz yollarda.&lt;br /&gt;Bu tür motorlu araçlar ilk çıktığında sadece çok zenginler onları kullanabiliyorlardı. Başlangıçta dünyada çok az ülkede üretiliyordu ve o ülkelerde de üst gelir seviyesindeki insanların kullanabileceği bir araçtı. Henry Ford’a kadar. Ford, ortalama gelir sahibi kişilerin de araba sahibi olabileceği vizyonunu dünyayla paylaştı ve insanları bu konuda ikna etti. Tabii üretim bantlarını kurup maliyetleri düşürerek.&lt;br /&gt;Belki 30 yıl önce araba kullanmayı çok büyük bir ihtiyaç olarak hissetmiyorduk. 20-25 yıl önce benim çocukluğumda daha yaygındı, ama arabası olmayan aileler de vardı. Bizim ailede araba yoktu mesela. Mahallede telefonu olan ilk evlerden olduğumuz ve renkli televizyona da erken sayılabilecek bir dönemde sahip olduğumuz halde arabamız olmadı.&lt;br /&gt;20 yaşından küçük olanlar içinde ailesinde araba sahibi en az bir kişi bulunmamış olan herhalde hayli azdır.&lt;br /&gt;Artık, araba kullanabilmek bir ihtiyaç. Herkes gibi siz de bunun farkındasınız. Araba kullanmayı öğrenmek için ilk önce araba kullanma yeteneğimiz olması gerektiğini anlamamız, bu eksikliğin farkında olmamız gerekir.&lt;br /&gt;Kimi insan zaten arabayla büyümüştür ve bu süreci ne zaman geçtiğini hatırlamaz bile. Başkaları arkadaşlarının ailelerinde görmüş ve öğrenme ihtiyacı hissetmiş olabilir. Bu ihtiyacı 30’unda hissetmiş bile olabilir bir insan.&lt;br /&gt;Araba kullanamamayı bir eksiklik olarak fark etmeyen bir insan araba kullanmayı öğrenebilir mi? Araba kullanamamayı bir eksiklik olarak fark etmeyen bir insan hayal edemediğim için cevap veremiyorum. Siz hayal edebiliyor musunuz?&lt;br /&gt;Ama şunu biliyorum ki, bir insan araba kullanabilmeyi bir gereklilik olarak görse bile öğrenme sürecine giremeyebilir. Çünkü istek de duyması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki inanması zor gelebilir ama araba kullanmayı istemeyen bir kişi hayal edebiliyorum. Çünkü ben de bir dönem hiç böyle bir isteğe sahip olmadım. Toplu taşıma araçlarında görece iyi şartlarda yolculuk yapabiliyorsam, yolculuk sırasında kitap okumayı çok severim. Trafikte ne kadar süreceği belirsiz bir yolculuğu mesela heyecanlı bir roman okuyarak nasıl geçmiş anlamamak varken, o yolculuğu araç kullanarak ve gerilimini yaşayarak yapmak bana hiçbir zaman çekici gelmedi. Evim yakın olduğu için hala işe gidip gelirken arabamı kullanmıyorum.&lt;br /&gt;Bu yeteneği edinmek için bir gereklilik olduğunu fark eden kişinin ikinci adımı istemesidir. Araba kullanmak konusunda istemek adımında bir süre de olsa takılmış olan kişi sayısının çok fazla olduğunu sanmıyorum günümüzde. Bu örnek için istemek önemli bir baraj değil. Ama sonraki örneklerde göreceğiz ki, bazen en büyük çoğunluğun takıldığı baraj istemektir.&lt;br /&gt;Araba kullanmak konusunda ise bir sonraki adımda takılan insan sayısı daha fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz nerede yaşıyorsunuz bilmiyorum, ama yaşadığım şehir olan İstanbul’da trafiğe çıkabilmek biraz cesaret işi. Araba kullanabileceğine inanmak özellikle bayanlar arasında yıllar boyunca sürebilecek bir direnç noktası olabiliyor.&lt;br /&gt;Bayanlar arasında araba kullanmak isteyip de yapamayacağını düşünerek hayatı boyunca hiç öğrenmeyi denemeyen çok sayıda kişi olduğunu düşünüyorum. Erkeklerde daha düşük olsa bile yine aynı konumda insanlar bulunduğunu sanıyorum. Bu konularda yapılmış bir istatistiğim yok ama bu da zaten bir istatistik kitabı değil. Kendi çevrenizden araba kullanmayı beceremeyeceğini düşünerek sonraki adımı atmayan ya da yıllar sonra atan kişileri düşünün. Kendi geçmişinizi düşünün, araba kullanmayı öğrenmeden önce bu işi becerip beceremeyeciğinize takıldığınız bir dönem olmadı mı?&lt;br /&gt;Hatta belki bir şans eseri şu an tam da bu dönemi yaşıyor olabilirsiniz.&lt;br /&gt;Bana gelince ben bu aşamayı neredeyse hiç yaşamadım. Teorik inancım, bir insan tarafından yapılmış herhangi bir şeyi benim de yapabileceğimdir. Bunun koşulu ise yeterli motivasyona, hazırlık imkanlarına ve hazırlık süresine sahip olmamdır. Evet Naim Süleymanoğlu gibi ağırlığım üç katını hatta belki daha fazlasını kaldırabileceğime de inanıyorum. Ama bu, ilgimi çekmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk adımı atmak zordur. Teorik bir isteği gerçekleştirmeye inancımız da tamam olduğunda bir de niyet etmemiz gerekir. Bu niyet, kafamızın içinde alınmış kesin bir karar da olabilir hedefimiz yolunda attığımız ilk adım da olabilir. Kişiden kişiye niyet etme şekli değişiklik gösterebilir.&lt;br /&gt;Araba kullanmayı öğrenmeye niyet etmek kimi insan için ehliyet kurslarının ilanlarına bakmaya başlamak olabilir. Kimisi ise gider bir araba alır ve arabayı bir arkadaşına rica ederek evinin önüne getirir. Niyetin etmenin ne kadar basit ya da zor bir şey olduğu, gerçek hayatta fiziksel bir karşılığı olması gerekip gerekmediği kişiye bağlı olarak değişir.&lt;br /&gt;Oruç ibadetini düşünün. Niyet etmemiş kişi için tutulmamış bir oruç gününü tek gün olarak kaza etmek gerekir. Oysa niyet etmiş bir kişinin o gün oruçlu olmaması yani niyetini bozması durumunda 60 gün kefaret ve bir gün de kaza orucu tutması gerekir. Bence niyet etmenin önemini  en güzel vurgulayan örnek bu.&lt;br /&gt;İstediğiniz bir konuya niyet edip etmediğinizi ancak siz bilebilirsiniz. Gerçekten istediğiniz bir konu varsa, oturup düşünün. Bu isteğinizi elde etmeye niyet ettiniz mi? Etmediyseniz, elde etme olasılığınız son derece düşüktür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yürekli insan cesurdur bir de cahil insan. Ateşin yakacağını bile bile ateş üstünden atlayan insan bir cesaret gösteriyor olabilir. O insan ateşi daha önce hiç görmemiş ve etkisini bilmez durumda ise cesur bir insandan daha başarılı bir atlayış bile yapabilir ama bu cesaretinin kökeni cehalettedir.&lt;br /&gt;Bir şeyi gerçekten istiyorsanız ve elde etmeye niyet etmişseniz yöntemler kullanmanız gerekir.&lt;br /&gt;Araba kullanma ihtiyacı hissediyorsunuz, bunu kesinlikle istiyorsunuz ve kullanabilir hale gelmeye de kesin niyet ettiniz diye direksiyonun başına geçip usta şoför gibi sokaklarda motor salındırmaya başlayamazsınız. Önce kendinize uygun bir yöntem belirlemeniz gerekir.&lt;br /&gt;Yöntemler çoğu zaman çok çeşitlidir. Yeter ki siz onları bulmayı isteyin, çoğunlukla kolayca da edinebilirsiniz. Sonraki bölümlerde bu yöntemleri düşünmemiz ne kadar kolay olacak bilinmez ama araba kullanmanın yöntemlerinin birkaçını gelin birlikte sıralayalım:&lt;br /&gt;1.    Bir kursa gidip kursun teorik ve direksiyon dersleriyle öğrenebilirsiniz. Ama kursların direksiyon ders saat sayısı genelde trafiğe çıkabilmek için yeterli olmayacaktır haberiniz olsun. Ehliyet alsanız da sadece kursun direksiyon eğitimiyle sokağa çıkmayı denemenizi tavsiye etmem.&lt;br /&gt;2.    Ehliyet almadan önce ya da ehliyet aldıktan sonra, bu iş için ayrılmış özel alanlarda önce ders almayı ardından kendi başınıza araba kullanmayı deneyebilirsiniz. Sizin için yeterli ve kesenizi de çok zorlamayacak sürede ders almanız gerekir.&lt;br /&gt;3.    Ehliyeti almış durumdaysanız ve temel direksiyon bilgisi edinmişseniz, kendi başınıza trafiğin olmadığı zamanlarda ve kesimlerde denemelere başlayabilirsiniz. Mesela Pazar günü sabah yedide, mahalle arası sokaklarda.&lt;br /&gt;4.    Direksiyon simülasyon programı ve bir direksiyon hatta pedal sistemi satın alarak sanal ortamda sürüş becerilerinizi geliştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;5.    Bir arkadaşınızdan ya da akrabanızdan rica eder, onunla birlikte çalışırsınız.&lt;br /&gt;Başka yöntemler de bulabilirsiniz. Gördüğünüz gibi, bu yöntemler genel olarak biliniyorlar ve rahatlıkla da düşünebileceğimiz kadar kolaylar. Her isteğiniz için yöntem bulmak emin olun bu kadar kolay olmayacaktır. Öte yandan bir yönteminiz olmadan hedefe ilerleme şansınız da çok düşük olacaktır.&lt;br /&gt;Daha önce yapılmış bir işi yapıyorsanız, aynı yoldan geçmiş kişilerden yararlanmak mümkün olabilir. Böylelikle Amerika’yı yeniden keşfetmemiş olursunuz.&lt;br /&gt;Ama bilin ki, bazen Amerika’yı yeniden keşfetmeniz de gerekebilir. Bugünkü Amerika’yı önce Güney Amerika yerlileri keşfettiler. Ardından Kuzey Amerika yerlileri olan Kızılderililer ikinci bir dalga olarak keşfettiler. Sonra Norveç’in Vikingleri Grönland’da yüzyıllar boyunca yaşayan bir yerleşke kurarak ve Kuzey Amerika kıyılarına kadar aylarla kısıtlı seyahatler yaparak Amerika’yı üçüncü kez keşfettiler. Sonra Christopher Columbus Amerika’yı dördüncü kere keşfetti. İşe bakın ki o da Amerika’yı keşfetmişti ama yeni bir yer keşfettiğinin farkında değildi, buraları Hindistan sanıyordu. Beşinci kez Amerigo Vespucci’nin bu kıtayı keşfetmesi gerekti. Buraların Hindistan olmadığını ilk anlayan kaşifin adı kıtaya verildi. Ve biliyor musunuz Amerika’yı keşfedenler burada bitmedi.&lt;br /&gt;Avrupa’da tutunamayan milyonlarca insan da Amerika’yı keşfettiler. İrlanda’da kıtlıktan milyon insan kırılınca ölmemek için milyon insan Amerika’yı keşfetti.&lt;br /&gt;Yani daha önce yapılmamış bir işi yapıyorsanız Amerika’yı kendi başına keşfetmeniz gerekir. Bulduğunuz yöntemler işe yaramadıkça başka yöntemler denersiniz. Ama keşfedilmiş bir işi bile yeniden keşfetmeniz mümkün olabilir. Mesela eski Türk el sanatlarının bazıları hala yeniden keşfedilmeyi bekliyorlar. Dubai’yi düşünün. Arap Emirlikleri içinde petrolü ilk bitecek olan Dubai, kendini yeniden keşfetti ve bir ticaret merkezi haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru yöntemi bulmak bir süreçtir. Çeşitli yöntem adaylarınız olabilir. Bu yöntem adayları arasında bir karar vermeniz ve birini seçip uygulamaya başlamanız gerekir. Bu yöntemin sizin için uygun olmadığına karar verirseniz bir başkasını denemek ya da bulmak zorundasınızdır. Doğru yönde ilerlemenizi sağlayacak bir yöntemde karar kılana kadar arayışınıza devam edin.&lt;br /&gt;Araba kullanmayı öğrenmek için hem yöntemler çok iyi biliniyor hem de bu yöntemleri kullanarak başarıya ulaşmak çok zor değil.&lt;br /&gt;Öte yandan her kişi için her yöntem uygun olmayabilir. Mesela bayanlar yeni öğreniyorlarken genelde yanlarında eşleri de olursa daha rahat ederler. Erkeklerinse büyük bir çoğunluğu öğrenme sürecinde arabada ailelerinden bir bayanın bulunmasından tedirgin olacaklardır.&lt;br /&gt;Kimi insan tanıdığı biriyle öğrenmeyi daha rahat bulurken kimisi de bundan çok rahatsız olup ille de tanımadığı ve profesyonel bir öğreticiyle çalışmak isteyebilir.&lt;br /&gt;Süreç aşamasında en önemli konu, sizin için uygun ve doğru yöntemi bulduğunuza emin olana kadar yöntemleri denemek ve doğru yöntemi bulunca da kararlılıkla uygulamaktır.&lt;br /&gt;Israrcı olmak önemlidir. Edison’u düşünün: Elektrikle aydınlatmayı sağlayacak bir malzeme bulmak için 10 bin farklı alternatif denediği söylenir. Dünyayı elektrikle aydınlatmaya başlamadan önce binlerce kez işe yaramayan yöntemler bulmuştur. Edison bu deneyimlerini doğru yöntemi bulamamak olarak düşünmez yanlış bir yöntem bulmak olarak düşünür. Farkı ben biraz anlar gibi oluyorum, siz bilmem anladınız mı? Ama Edison için bu farkın çok büyük olduğu açık.&lt;br /&gt;Peki ne zaman aynı yöntemde ısrarcı olmak, ne zaman o yöntemden vazgeçip başka bir yöntem denemek gerekir? Bunun genel bir kuralını söylemek zor. Deneyim gerektiren önemli bir karardır: Aynı yolda diretmek ya da vazgeçip başka bir yol denemek. Pes ettiğiniz anın başarmanıza milimler kalmış bir an olabileceği duygusu başarı şerbeti de olabilir pastanın içine gizlenmiş zehir de. Kim bilebilir ki?&lt;br /&gt;Önemli olan, hedefinizden vazgeçmemektir. Ama işe yaramayan bir yöntemden vazgeçebilmek gerekir, yeter ki ana hedefinizden vazgeçmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba kullanabilmek tüm dikkatinizle, zihninizin önemli bir bölümünü meşgul ederek ve bedeninizde bir gerilimle yapacağınız bir şey değildir. Trafiğe ilk çıkmaya başladığınızda ve kendinizi araba kullanabilir kabul edebildiğiniz aşamada bu durumda olabilirsiniz. Bu durumda kalmamalısınız. Araba kullanmak yürümek kadar doğal bir hale gelmelidir.&lt;br /&gt;Öyle bir noktaya gelmelisiniz ki, şerit değiştirirken aynaları hangi anda kontrol ettiğinizi bile fark etmemelisiniz. Gözleriniz bu hareketleri otomatik olarak yapmalı ve direksiyondaki elleriniz, pedallardaki ayaklarınız gözlerinizle eşzamanlı ve eşgüdümlü olarak hareket etmeli.&lt;br /&gt;İçselleştirme tekrarla olur. Akıllıca hareket ediyor ve yöntemleriniz üzerinde düşünmeye devam ediyorsanız, daha az tekrarla içselleştirmeyi sağlamanız mümkün olabilir. Yönteme çok fazla kafa yormuyorsanız içselleştirmeyi sağlamanız daha çok tekrar gerektirecektir.&lt;br /&gt;Dönüşlerden sonra direksiyonun kendi başına dönmesine izin verip sadece gerekli olduğunda fazladan hareket katmanız gerektiğini de fark etmelisiniz. Bunu yapabilmeyi istemelisiniz. Bunu yapabileceğinize inanmalısınız. Bunu yapmaya niyet etmelisiniz. Yapmak için yöntem bulmalı ve uygulamalısınız. Ama bu kadar küçük ölçekteki şeyler için tüm adımları birkaç anda tamamlamanız bile mümkün olabilir. Yine de belki de takılmıştınız bu otomatik düzeltme hareketine… Direksiyonun kendi kendine boşluğunu aldığını ve tekerleri düzeltmeye meylettiğini ilk nasıl fark etmiştiniz, hatırlıyor musunuz?&lt;br /&gt;Araba kullanmak yapıyorsak zaten sıkça yaptığımız bir şey olduğu için bir kez başarılıp içselleştirilmemesi pek büyük bir olasılık değildir. Sonraki örneklerde içselleştirme aşamasında takılıp kalmanın da mümkün olduğunu gördüğümüz olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba kullanmayı öğrenmek konusunda ben isteme aşamasına uzun süre takıldım. Araba kullanmayı öğrenmenin gerekli olduğunun farkına üniversite yıllarında varmıştım sanırım. Sorun şuydu ki, araba kullanmayı istemiyordum. Yorucu bir etkinlik olduğunu düşünüyordum.&lt;br /&gt;Sonra evlilik, çocuk, aile derken bu zorunluluğu biraz daha fazla hissettim. Ben de ailem de ev ortamımızı severiz. Bu yüzden aile sahibi olmaktan gelen baskıdan çok yaşım ilerliyor sonradan öğrenmek zor olur diye araba kullanmayı öğrenmeye karar verdim.&lt;br /&gt;Ehliyeti zaten daha önce direksiyon sınavını verecek kadar öğrenerek almıştım. Şimdi artık trafiğe çıkacak kadar araba kullanmayı öğrenmek gerekiyordu. İlk fırsatta keseme uygun, eski bir araba aldım. Rahat kullanayım, ufak tefek kaza olursa çok masrafı olmasın diye. Yakın bir arkadaşımla İstanbul’un uzak bir sanayi mahallesinde, işyerlerinin kapalı olduğu zamanlarda çalışmaya başladık. Sonra yavaş yavaş hafif trafikli yerler derken karlı havada bile kullanmaya başladım. Kaza olursa diye araba aldım ya, kazalar oldu tabii. Bir kere far kırıldı, bir kere ön çamurluk yamuldu, bir kere egzoz borusunu park ederken yamulttum ve bir kere de geri geri ana yola bakmadan çıkan bir kamyonet arabanın kaportasını yırttı. Pek de içselleştirilmiş bir araba kullanma becerisi gibi durmuyor.&lt;br /&gt;Düz vites arabayı 1,5 sene kadar kullanıp sattım. Zahmeti hoşuma gitmiyordu araba kullanmanın, öğrenmiştim de zaten kullanmayı. Yeterliydi bu.&lt;br /&gt;İlerleyen yıllarda bir araba sahibi olmak lazım diye araba aldım ve tabii ki otomatik vites aldım. Şimdi araba kullanmak çok daha keyifli, gereksiz zahmetin önemli bir kısmını düz vitesle geride bıraktım.&lt;br /&gt;Eşim de yıllar önce ehliyet alacak kadar araba kullanmayı öğrenmişti. Ama trafiğe hiç çıkmamıştı. Onun öğrenmesi için yaşlı bir amcayla ilgili öneri aldık. İnsana güven duygusu veriyor, kendine güvenmeni sağlıyor, telaş etmeni engelliyor diye önermişlerdi. Gerçekten çok memnun kaldık. Şimdi eşim bir sonraki adımda. Benimle birlikte çıkıyor trafiğe. Yakında yalnız da çıkmaya başlayacaktır.&lt;br /&gt;Araba kullanmayı benden fazla sevip istediği kesin. Ben isteğe uzun süre takılmışken, eşim inanç aşamasına bir hayli uzun süre takıldı. Ama o aşamayı geçtiğinden beri hızla ilerliyor. Sanırım bir yirmi yıl sonra araba kullanmayı benden çok daha fazla içselleştirmiş olacaktır.&lt;br /&gt;Benim için hala kitap okumak araba kullanmaktan daha keyifli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-6405088264687077418?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/6405088264687077418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=6405088264687077418' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/6405088264687077418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/6405088264687077418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/3-araba-kullanmay-ogreniyoruz.html' title='3.    Araba kullanmayı öğreniyoruz'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-3887090586122529398</id><published>2009-01-27T11:45:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:46:54.024-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>4.    Yürümeyi öğreniyoruz</title><content type='html'>İşte bunu yapmışsınızdır. Eğer büyük çoğunluğumuza verilen ayakta durabilme ve yürüyebilme yeteneğine hiç sahip olmadıysanız, sizin için çok üzgünüm. Ama bu yeteneğe sahip olduğunun farkında bile olmayan ve bunu gerçekten kullanabileceği kadar iyi kullanamayan kişiler için belki daha fazla üzülmek gerekli.&lt;br /&gt;Şu an yürüyemiyor olsanız bile bir dönem yürümüş olabilirsiniz. Ya da en azından yürümeyi öğrenmekte olan bir bebeği gözlemişsinizdir.&lt;br /&gt;Şimdi o bebeğin neler yaşadığını hatırlamaya çalışalım. Kendi yürümeye başlama maceramı hatırlamıyorum ama on civarında yeğenimin bu dönemini gözledim. Yeğenlerimin sayısı aslında daha çok ama küçüklüklerini gözlemleyebildiklerimin sayısı bu civarda. Kendi iki çocuğumun yürümeye başlaması sürecini de yaşadım.&lt;br /&gt;Hatırlayalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bebek etrafında insanların yürüdüğünü fark ettiği için mi kendisi de bu işlemi yapabilme ihtiyacı hisseder? Bu soruya cevap verebilmek kolay değil.&lt;br /&gt;İnsanları hiç görmeden büyüyen bir çocuk yürür müydü? Buna cevabımız var. Ormanda hayvanlarla büyüyen ve insanlarla ancak büyüdükten sonra temasa geçen çocukların bile yürüdüğünü biliyoruz. Ama sonuçta o da hayvanları gözleme şansı bulmuştur, yürümeyi onlardan fark etmiş olabilir.&lt;br /&gt;Pratik olarak pek mümkün olmasa bile, hiçbir insan ya da hayvan görmeden büyüyen bir çocuğun bile belki gecikmeli olarak yürümeyi başaracağını düşünüyorum. Yürüyebilmeyle ilgili farkındalık vücut yapımıza işleyen bir özelliktir. Gerekli kaslar ve kemik yapıları ve başka neler gerekiyorsa onlar yeterince güçlenince bir insan doğal olarak yürüyebilir.&lt;br /&gt;Bizim için burada önemli olan, 11-12 aylıkken bir bebeğin yürümeyi öğrenme sürecini nasıl yaşadığı. Normal bir ortamda olan bir bebek, etrafındaki insanların ayakları üzerinde durabildiğini görmeye başladığı ilk günlerden itibaren görür ama bunu hemen fark edemez. Zihinsel etkinlik seviyesi arttıkça ayakta durmanın ve yürümenin ne işe yaradığını yavaş yavaş algılamaya başlar. Bunu zihinsel bir algılamadan çok taklit edilmesi gereken bir başka davranışı kodlamak olarak da düşünebiliriz.&lt;br /&gt;Anlamını çok iyi kavramasa da bebeğimiz ayakları kullanarak ayakta durmak ve yürümek davranışlarını fark etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sağlıklı bebek yürümeyi ister. Bir bebeğin en temel özelliklerinden birisi, herhalde sınırsızca istemesidir. Kendisini dünyanın merkezinde görür. İnsanları ve şeyleri kendi uzantısı gibi algılar. Her istediğini elde edebileceğini düşünür. Elde edene kadar da bıkmadan usanmadan çaba sarf eder.&lt;br /&gt;Bırakın bebeklik dönemini, 3-4 yaşına gelmiş bir çocuk bile isteklerinin gerçekleşeceğini varsayma eğilimindedir. Yapamamak kavramını algılamakta zorlanır.&lt;br /&gt;Kendi isteklerimizi kısıtlamak da sonradan öğrendiğimiz bir şeydir. Bazen işe yarasa da çoğunlukla yaşımız ilerledikçe anlamlı ve önemli isteklerimizi de kısıtlamaya başlarız ve potansiyelimizi gerçekleştirmede önümüze en büyük engeli kendimiz koyarız.&lt;br /&gt;Bir bebeğin fark ettiği bir şeyi istemekle ilgili bir sorunu yoktur, özel bir çalışma yapmasına da gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylenebilecek ne kadar az şey var bu konuda. Tıpkı istekte olduğu gibi, bir bebeğin kendine inancında da bir sorunu yoktur. Gördüğü bir şeyi yapamayacağına inanmaz. Yapabileceğine de inanmaz. İnanıp inanmamak gibi bir derdi yoktur. Ama davranışı yapabileceğine inanmış gibidir.&lt;br /&gt;Bebeğin karakterine ve yaşadığı deneyimlere bağlı olarak bu inanç kısa sürelerle sarsılabilir. Ama bir bebeğin hafızası çok da güçlü değildir. Bu yüzden yaşadığı olumsuz deneyimler –travma ölçeğinde olmadıkça- onda pek iz bırakmaz.&lt;br /&gt;İstek aşamasında olduğu gibi inanç aşamasında da bebekten alacağımız önemli dersler vardır. Hem başlangıçtaki kendine saf inanç konusunda, hem de inancını sarsan olayları hızlı unutma konusunda kişinin tutumu istediklerini elde etmesi üzerinde önemli etkilere sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bebekte bile yürümeye niyet etme eşiğine istek ve inanç kadar hızlı ulaşılmaz.&lt;br /&gt;11 aylık yürüyen, 1 yaşını doldurunca ancak yürüyen ve daha sonraki zamanlarda yürüyen bebekler arasında en temel fark tutunarak ayağa kalkmaya, tutunarak adım atmaya, tutunmadan ayakta kısa süreli durmaya ve tutunmadan ilk adımı atmaya niyet ettikleri ve bunları ilk kez denedikleri andır. Çünkü her çocuk bunlardan herhangi birini bir kez denemeye başladığı zaman hayli kısa bir sürede başarır.&lt;br /&gt;İstek ve inanç konusunda zaman içinde kendi kendimize zorluklarımızı artırırız. Oysa niyet etmek her zaman görece daha zor olmuştur. Bebekliğimizde bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bebek en güzel yöntemi kullanır: Taklit etmek. İnsanın en temel öğrenme yöntemlerinden biri budur.&lt;br /&gt;Taklit etmenin yanı sıra, çevresinde pervane olan büyüklerinden de taktikler alır. Onların seslerine ilgi göstererek, el hareketlerine odaklanıp onlara ulaşmaya çalışarak, kendisine yapılan yönlendirmelerden en yüksek ölçüde yararlanır.&lt;br /&gt;Yöntem bulmayla ilgili de zaman zaman bebekliğimizi hatırlamamız faydalı olacaktır. Bir bebeğe sunulan örnekler ve yönlendirmeler, pek çok olası isteğimizle ilgili çevremiz ve dünya tarafından bize sürekli sunulmaktadır.&lt;br /&gt;Sonraki örneklerde bir bebek gibi bu sinyallere açık olma konusuna tekrar döneceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bebek bile, aşamalı olarak ilerlemeyi bilir.&lt;br /&gt;Düşünün: Emekleme var. Ardından tutunarak ayağa kalkma. Tutunarak ayakta kalma. Tutunarak adım atma. Desteği bırakarak anlık olarak ayakta kalabilme. İlk adımı atma.&lt;br /&gt;Bunların hepsi zaman içinde aşamalarla gerçekleşir.&lt;br /&gt;Tüm bu süreç boyunca en temel karakteristiklerden birisi ise inatla, bıkmadan, usanmadan denemeye devam etmektir. Bir bebek, başarısızlık karşısında yılgınlık göstermez. Olumsuz deneyimlerini kısa sürede unutarak yapmaya çalıştığı şeyi tekrar tekrar denemeye devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman biter içselleştirme? Ne zaman yürümeyi tamamen içselleştirmiş oluruz?&lt;br /&gt;Uzakdoğunun yakın döğüş sporlarını konu alan filmlerinde, önüne sürekli çıkan engellere rağmen dans eder gibi hedefine doğru yürümeye devam eden oyuncular geliyor mu gözünüzün önüne? O oyuncular kadar başarılı ve dengeli yürüyebiliyor musunuz?&lt;br /&gt;Bir yeteneği içselleştirmek neredeyse bitmeyen bir süreçtir. Her zaman daha iyisi mümkündür.&lt;br /&gt;Yine de bir yeteneği aktif olarak düşünmeden, bilinçaltımızla ya da zihnimizin gerisiyle rutin olarak kullanmaya başlamışsak içselleştirme başlamış demektir.&lt;br /&gt;İlk adımını attıktan birkaç hafta sonra bebek o kadar da büyük bir zihinsel çaba sarf etmeden yürümeye başlar. Ve hayatı boyunca yürümeyi içselleştirmeye devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeğenlerimin birkaçının yürüme macerasının önemli anlarında yanlarında bulundum. Kendi çocuklarımın da…&lt;br /&gt;Bu öğrenme sürecini ne kadar iyi hatırlarsak, bizim için o kadar iyi. Her hangi bir hedefimiz için bir bebek kadar içten bir isteğe sahip olmak, bir bebek kadar şüphesiz ve neredeyse gerek olduğu bile düşünülmeyen bir inanca sahip olmak, bir bebek kadar yılmaz bir şekilde o istek yolunda ilerlemek, işimizi çok kolaylaştıracaktır.&lt;br /&gt;Özellikle küçük olumsuzluklardan yılmamayı bir bebek kadar iyi yapabilen var mıdır dünyada?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-3887090586122529398?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/3887090586122529398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=3887090586122529398' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/3887090586122529398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/3887090586122529398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/4-yurumeyi-ogreniyoruz.html' title='4.    Yürümeyi öğreniyoruz'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-4773638653278913596</id><published>2009-01-27T11:43:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:45:08.826-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>5.    İngilizce bol kelime nasıl öğrensem?</title><content type='html'>Toplumumuzda en azından yüzbinlerce insanın derdi olan bir konuya geldik. İngilizce öğrenmek günümüzün sınırları belirsizleşen dünyasında pek çoğumuz için çok önemli bir konu. Ama öğrenmenin de aşamaları var. Temel gramer bilgilerini biliyor olmak bir şey, kendi alanımızda İngilizce’yi sorunsuz kullanabilecek kadar kelime öğrenmiş olmak ise bambaşka bir şey.&lt;br /&gt;Üstelik bir kelimeyi bilmenin de dereceleri var. Anlamını bildiğiniz ama çok iyi yerleşmemiş bir kelime ya da kalıbı düşünün. Bu kelimeyi ne kadar biliyorsunuz? Yazılı bir metin içinde gördüğünüz zaman anlamını hatırlayacak kadar mı? Bir konuşma içinde geçtiğinde duyarak anlamını anlayacak kadar mı? Bir yazışmanızda cümle içinde yeri geldiğinde kullanmayı hatırlayacak kadar mı? Yoksa bir konuşma içinde, konuşma hızıyla cümleler kurarken o kelimeyi hatırlayıp da kullanacak kadar mı?&lt;br /&gt;Yurtdışında birkaç ay kalmadan, Türkiye’deki şartlarla bu konuda bir hayli ilerlemiş bir kişiyim. (Mesela bir romanı Türkçe okumak yerine İngilizcesinden okumayı tercih edebiliyorum.) İngilizce kelime öğrenme sürecini birinci elden deneyimledim. Bu bölümde bu süreç içinde kendi yaşadıklarım üzerinden konuşuyor olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli atımlar yaptığım hemen her alanda, farkındalık anını ya da farkındalığın gelişme sürecini hatırlarım. Hani çizgi filmlerde kafasının üzerindeki balonda bir lamba yanan karakterler vardır ya, neredeyse öyle. Farkındalığın oluşturduğu aydınlanma ne kadar güçlüyse, ilerleme şansınız da o kadar yüksek olacaktır.&lt;br /&gt;Anadolu Lisesi’nde, üstelik de beş yıllık ilkokulun ardından aldıkları dönemlerde, hazırlık okumuştum. 11-12 yaşlarında bir tam eğitim yılı boyunca haftada 25 saat İngilizce dersi görmek İngilizce öğrenmek için hayli etkili bir yöntem. Her gün onlarca sayfa İngilizce ödevi yaptığımızı hatırlıyorum. Üstelik başarılı bir öğrenciydim. Yani İngilizcenin gerekli temel gramer bilgilerini çok erken yaşta öğrendim. Bu dönemlerde İngilizce dersimize girenlerden bir Fatih Hocamız vardı, şu lafını hiç unutmam: “Yabancı dil nankördür. Günde 15 dakika ayırırsanız, unutmaz ve üstelik geliştirirsiniz. Ama günde 15 dakika ayırmazsanız, unutursunuz.” Ne kadar haklı olduğunu gördüm ilerleyen yıllarda. İngilizceye bu vakti ayırdım ve geliştirdim. Seçmeli ders olarak senelerce aldığım Almancaya bu vakti ayırmadım ve şimdi neredeyse hiç bilmiyorum bu dili.&lt;br /&gt;11-12 yaşından itibaren İngilizceyi öğrendiysem, eksiklik bunun neresinde? Bunu yıllarca ben de fark etmedim. Sonra üniversite yıllarımda, hiç İngilizce kitap okumadığımı fark ettim. Kitap okumayı çok sevdiğim halde, İngilizce kitap hiç okumamıştım. Tabii ki, derste okuduğumuz kitaplar olmuştu. Ödev olarak okuduğumuz kitaplar da olmuştu. Üniversite sırasında da kaynak kitap olarak kullandığımız İngilizce kitaplar oluyordu. Ama keyif için, eğlenmek için, öğrenmek için kendim tercih ederek alıp okuduğum kitaplar arasında hiç İngilizce kitap yoktu. Ders için okumuş olduğum İngilizce kitaplar ya teknik kitaplardı ya da genelde basitleştirilmiş, basitleştirilmemişse de özel seçilmiş kitaplardı.&lt;br /&gt;İngilizce kitap okumuyor olmayı önemli bir eksiklik olarak böylece hissetmeye başladım. Aslında gerçekte eksiklik olan konu, yeterince İngilizce kelime bilmemekti. Bildiğim kelimeleri de iyice sindirmemiş olmaktı.&lt;br /&gt;Asıl eksiklik İngilizceyi yeterince rahat kullanamamaktı. Gramer bilmek yetmiyordu yani. İngilizceyi yeterince rahat kullanamamamın sebebi, yeterince çok ve özümsenmiş olarak kelime bilmiyor olmamdı. Bu eksikliğin ortaya çıkış şekli ise İngilizce kitap okuyamamaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizceyi rahat kullanabilmek konusunda istek sorunu hiç yaşamadım. Bu alanda senelerce oyalandığım süreç farkındalık olmuştu. İngilizceyi daha iyi kullanabileceğimi ve mevcut yetkinliğimin yeterli olmadığını fark ettikten sonra bu yetkinliği geliştirmek için hemen istek duymaya başladım.&lt;br /&gt;Konuya ve konuya olan yaklaşımınıza bağlı olarak aşamalardan herhangi biri aşılmaz bir engel haline gelebilir. Ya da sizi çok fazla oyalayabilir. Bu konuda farkındalıkta senelerce oyalandıktan sonra istek alanını hiç oyalanmadan geçtim. Oysa başka konularda istek aşamasında takıldığım da oldu. İstek aşamasının pek çok kişi için ve pek çok konuda geçilmesi en zor aşamalardan biri olabildiğini biliyorum. İlerleyen bölümlerde istek üzerinde çok daha fazla durduğumuz konular olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizceyi yeterince etkin kullanamamayı İngilizce kitap okuyamamak olarak daha elle tutulur bir farkındalık haline getirdikten sonra bu eksikliği gidermeyi hemen ister hale gelmiştim. Ama acaba yapabilir miydim?&lt;br /&gt;İnanç bir müddet oyalandığım bir aşama oldu. Ne de olsa senelerdir İngilizce eğitim alıyordum. Bu seneler sırasında çeşitli kitapları ödev olarak ya da ders çalışmaları sırasında okumuştuk. Her sayfada onlarca yeni, bilinmeyen kelimeyle karşılaşmak hayli ürkütücüydü.&lt;br /&gt;Engel çok büyük görünüyordu. Üstelik kelime öğrenmeyle ilgili derslerde uyguladığımız yöntemler de bana çok ters geliyordu: Kitabı okumaya başla. Bilmediğin kelimeye rastladığında bir deftere kelimeyi yaz. Sözlükten anlamını bul. Kelimenin karşısına anlamını yaz. Birkaç kez oku, ezberlemeye çalış. Sonra da bu kelimeleri belirli aralıklarla tekrar et.&lt;br /&gt;İngilizce kitap rahat okuyabilir hale gelip gelemeyeceğimden emin değildim. İngilizceyi rahat kullanır hale gelmiş göremiyordum kendimi. Hayalimde bile.&lt;br /&gt;Ama kendime inanç konusunda önyargılıydım. Otomatik düşüncem ‘yapabilirim’ şeklinde tek bir kelimeydi. Özel konuda inancımı sorguladığımda kendimi yeterince güçlü göremiyordum, ama genel olarak kendime inancım güçlüydü. Detaya çok girmeden, çok düşünüp kendi kendimi daha fazla şüpheye düşürmeden harekete geçmeye eğilimim oluşmaya başladı. Yine de inanç konusundaki oyalanmam aylarımı almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gazetenin kuponla verdiği, cepte taşınabilecek büyüklükteki elektronik sözlük, inanç aşamasından niyet aşamasına geçişimde önemli bir rol oynadı. Bu elektronik sözlüğü edinmemle hemen hemen aynı günlerde British Council’in İstanbul şubesine gidip üye de oldum. Okuyacak kitap ve kullanacak sözlük ayarlamıştım. İngilizceyi daha etkin kullanmada ilk adımımın kitap okumayı başarmak olduğuna da karar vermiştim. Yola çıkmaya artık hazırdım. Kesin kararımı vermiş, niyet etmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanç aşamasında en çok oyalanmama sebep olan, kelime öğrenmeyle ilgili okulda gördüğümüz yöntemlerin beni ürkütmesiydi. Çok yorucu, verimsiz ve sıkıcı geliyordu bu yöntemler.&lt;br /&gt;Öte yandan üniversitenin son senesindeydim; çok sevdiğim halde roman okumaya zaman ayırmak uygun gelmiyordu. İngilizce olarak roman okumaya, kelimeleri de yazıp ezberleme çabasına girmemeye karar verdim.&lt;br /&gt;Otobüslerde İngilizce roman okumaya başladım. Cep sözlüğü de yanımdaydı. Böylece kelimelere de bakabiliyordum.&lt;br /&gt;Bana öğretilen yöntemleri uygulamaya zamanım da isteğim de olmadığı için, yöntemsiz bir şekilde işe başlamaya karar vermiştim. Ama bir yandan da nasıl bir yöntem kullanmam gerektiğine kafa yormam gerekiyordu.&lt;br /&gt;Okuduğum ilk birkaç kitapta fark ettiğim önemli ayrıntılar oldu. Bu ayrıntılar yöntem konusundaki düşüncelerimde de bana yol gösterdiler:&lt;br /&gt;-    Tek bir kelimeyi anlamakla o kelimenin içinde geçtiği cümleyi anlamak aynı şey değildi.&lt;br /&gt;-    Anlamadığınız cümleler olsa bile, konunun genel akışını takip etmek o kadar zor olmayabiliyordu.&lt;br /&gt;-    Bir roman okurken, romanın konusu doğrultusunda bazı kelimeler çok sık geçtiği için, defalarca karşılaştıkça o kelimeleri çok daha iyi anlayabiliyor, özümseyebiliyordunuz.&lt;br /&gt;-    Kelimelere sözlükten bakmak, okumayı çok zorlaştırıyordu. Çünkü genel akışı bölüyor, hızınızı kesiyordu.&lt;br /&gt;Sözlükle okuduğum ama her yeni sayfada çok daha az kelime için sözlüğe baktığım birkaç kitap bitti. Hızla kelime öğrendiğim için değil, her kelimeye bakmak sıkıcı geldiği için ve kelimeleri bilmeden de akışı anlayabildiğim için daha az kelimeye bakıyordum.&lt;br /&gt;Harekete geçmiş ve İngilizce kitap okumanın o kadar da zor olmadığını görmüştüm işte. Ama ne kadar anlıyordum? Kelime öğrenmeme bir faydası var mıydı bu yaklaşımın? Yoksa zararlı mıydı? Ana hedefim olan İngilizceyi daha etkin kullanabilmeye yaklaştırıyor muydu beni?&lt;br /&gt;Bundan bir önceki dili nasıl öğrendiğimi düşündüm, kendi dilimi, Türkçeyi. Bildiğim Türkçe kelimelerin ihmal edilebilecek kadar az bir kısmını sözlükten anlamına bakarak öğrenmiştim. Kelimeleri bebeklikten itibaren duyduğum konuşmalarda, okuduğum cümlelerdeki konumlarına göre anlamlandırarak öğrenmiştim.&lt;br /&gt;İlk birkaç deneme, İngilizce için de bu yöntemin geçerli olabildiğini bana gösterdi.&lt;br /&gt;Birkaç kitaptan sonra sözlüğü tamamen bıraktım. Belirli bir kelimeyi anlamasam bile cümleyi anlayabiliyordum. Cümleyi anlayamasam bile genel akışı anlayabiliyordum. Genel akışını bile anlamakta zorlanacağım bir kitapsa, daha rahat anlayacağım ve konusu daha çok ilgimi çeken bir romana yöneliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda yöntemimi bulmuştum. Üstelik bulduğum yöntem, bu özel konuda biraz sorunlu olarak geçtiğim inanç aşamasındaki sorunları da gidermişti.&lt;br /&gt;İngilizce kitap okuyabiliyordum. Bundan keyif alabiliyordum. Bilmediğim kelimelerin olmasına aldırmamak bana büyük bir ilerleme sağlamıştı. Bir kitabın önemli yeni kelimelerini hiç sözlüğe bakmadan daha kitabın ortasına gelmeden öğrenmiş oluyordum.&lt;br /&gt;British Council’e üyeliğimi kapanana kadar devam ettirdim. İngilizlerin İstanbul’da hedef oldukları bombalı saldırının ardından British Council önce hizmetine ara verdi, sonra bir otelde hizmet vermeye başladı, sonra da tamamen kapandı.&lt;br /&gt;Ama bu arada ben Türkçe kadar İngilizce de kitap okumaya başlamıştım. Hatta bazı aylarda okuduğum İngilizce kitap sayısı Türkçe kitap sayısını geçiyordu.&lt;br /&gt;Çok basit bir taktik bulmuştum ve bunu sürekli uygulamaya devam ediyordum. Keyif için okuyabileceğin bir İngilizce kitap bul ve anlayıp anlamadığına aldırmadan oku.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemi on yılı aşkın bir süredir kullanıyorum. Anlamak konusunda ve bildiğim kelime sayısının artmasında bana birikimli faydasının çok yüksek olduğunu biliyorum. Hatta anlamanın ötesinde, mesela İngilizce bir metin yazmam gerektiğinde kelimeleri çok rahat bulup kullanmamı da sağlıyor. Sıkça yaşadığım bir deneyim şudur: İfade etmek istediğim şeyle ilgili bir cümle kurarım. Cümlede bir kelime ya da kelime grubunu kendiliğinden kullanmışımdır, ama burada bunu kullanmanın uygun olup olmadığından hatta kelimenin anlamının ne olduğundan şüpheliyimdir. Riske girmeyeyim diye sözlüğü açıp kontrol ederim ve ilgili kelime ya da kelime grubunu tam yerli yerinde kullanmış olduğumu görürüm.&lt;br /&gt;Bu kelime öğrenme yöntemi artık kullandığımı bile fark etmediğim bir şekilde içselleşti bende. Ben sadece okumak istediğim bir metni okuyorum. Bilinçaltım bu arada benim için yeni kelimeler de öğreniyor. Bir yandan da bildiği kelimeleri daha iyi pekiştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölümü tamamen bir kişisel deneyimim üzerinden anlatmış oldum. Bu deneyimle ilgili bazı kişisel gözlemlerimi sizinle tekrar paylaşmak isterim. Özel olarak İngilizce öğrenme konusu açısından değil genel olarak yaşanan aşamalar açısından belirtmek istediğim bazı detaylar var:&lt;br /&gt;-    Benim için doğru olan sizin için doğru olmayabilir. Bir kişinin uyguladıklarını aynen uygulamak sizin için doğru olmayabilir. Başkalarının deneyimlerini inceleyip kendiniz için bunun uygun olup olmadığını değerlendirerek, gerekirse dönüşümler yaparak taktikler geliştirmelisiniz.&lt;br /&gt;-    Farkındalık her zaman çok önemli bir aşama. Başlangıç farkındalıkla mümkün. Geliştirmek istediğiniz alanlarda farkınladığınızın nasıl oluştuğuna dikkat edin. Bunun üzerinde düşünün. Kafanızda kristalleşmiş bir ana dönüştürürseniz, süreç içinde sizi besleme etkisi daha yüksek olacaktır.&lt;br /&gt;-    Bir aşamayı tamamen çözümleyip geçmek zorunda değilsiniz. Ama süreç içinde sonradan sorunlu geçtiğiniz aşamayı desteklemeniz gerekir. Mesela İngilizce ile ilgili süreçte inanç benim için böyle bir aşama oldu. Tam olarak çözümlemeden geçtim ama sonraki aşamalarda inancımı da kesinleştirdim.&lt;br /&gt;-    Niyetinizi bir eylemle ilişkilendirmek gücünü artırabilir. Bu süreçte benim British Council’e üye olmam niyetimdeki kararlılığı simgeleştirmesi açısından önemliydi.&lt;br /&gt;-    Benim bu süreçte kullandığım yöntem hayli kendime özgü. Öğrenmeyi bilinçaltıma yaptırmak benim belki yirmi yıla yakın zamandır kullandığım bir yöntem. Sadece okuyarak, kelimelere aldırmadan kelime öğrenmek bende başarılı oldu. Sizde olmayabilir. Amacınıza ulaşmada anlattığım sürecin yöntem belirleme kısmında o özel isteğinize ve kendi özelliklerinize uygun yöntemleri geliştirmek sizin sorumluluğunuzda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-4773638653278913596?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/4773638653278913596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=4773638653278913596' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/4773638653278913596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/4773638653278913596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/5-ingilizce-bol-kelime-nasl-ogrensem.html' title='5.    İngilizce bol kelime nasıl öğrensem?'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-5871378367734395335</id><published>2009-01-27T11:41:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:43:12.504-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>6.    Basit hata ve ondan kurtulma yolları</title><content type='html'>Bazen ne yapmak gerektiğini bilmediğimiz için doğru şeyi yapamayız. Bazen yanlış biliyoruzdur. Ama çoğunlukla yanlış bir şey yaptığımızda aslında gereken şeyleri doğru olarak biliyor olduğumuz halde, hata yapmışızdır.&lt;br /&gt;Bir lise yazılısında, üniversite giriş sınavında ya da bir arkadaşlık ilişkisinde… Çocuğumuzu kendisine de zarar verecek şekilde şımartırken ya da yapmamamız gerektiğini bildiğimiz halde eşimizle yaptığımız bir kavgada sesimizi onunkini bastırmak için biraz daha yükselterek…&lt;br /&gt;Bir sınavda yapabileceğiniz halde ufak bir hata yüzünden kaybettiğiniz soru olmadı mı hiç? Bu bölümde bu tür hatalardan kurtulma konusunu ele alacağız. Geçmişte kendi yaşadığım bir deneyimdi bu, şimdilerde kızımın hazırlandığı sınav için yine gündemimde. Basit hata adını kendi deneyimim sırasında bulmamıştım, kızımın hazırlık sürecinde kavramın adı oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınavlarda bilgim dahilinde olduğu ve yapabilecek olduğum sorulardaki hatalarımın canımı yaktığını önceden beri hissettiğim olmuştu. Ama üniversitede bir vizede bu deneyimi o kadar acı yaşadım ki, hala aklımda.&lt;br /&gt;Takım Tezgahları adlı bir dersti. Alman ekolünden bir hocamız vardı: Titiz, en ufak bir hata yüzünden tüm soruyu yok sayan… Tabi bu kadar titiz olduğunu acı bir şekilde öğrenecektim.&lt;br /&gt;Dört soru sorulmuştu vizede. Dördünü de cevaplayabilecek bilgi seviyesindeydim. Dördünü de cevapladım. Çıkarken yüz bekliyordum, sonuç açıklandığında elli aldığımı gördüm. İki soru ufak tefek hatalarla dikkatsizliğimin kurbanı olmuştu.&lt;br /&gt;Dikkatsizliğin acı maliyeti o kadar kristalleşti ki, aklımda parıldayan bir güdüleme anı haline geldi.&lt;br /&gt;O zamanlar dikkatsizlik olarak yorumluyordum bunu. Kızımın sınav hazırlığı sürecinde birlikte yaptığımız çalışmalarda basit hata adını buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğüm zarar çok netti. Bana bir kere değil, senelerdir sık sık zarar vermiş bir eksiklikti. Son zarar zihnimde kristalleşen bir etki yapmıştı.&lt;br /&gt;Çok güçlü bir şekilde bu hatalardan kurtulmayı istiyordum.&lt;br /&gt;Bu hatalardan kurtulma isteğimin gücü yanı sıra kurtulmamayı isteyen cılız da olsa bir karşı istek yoktu içimde. İstekle ilgili sorun yaşadığımızda, bazen yeterince açık, kesin ve net istemiyoruzdur. Bazen de kesin ve net istediğimiz halde, içimizde bu duruma muhalif düşen bir de karşı istek vardır ve isteğinizin gücünü baltalar.&lt;br /&gt;Bu dikkatsizlikten kurtulmak konusunda hem yeterince istekliydim hem de gizli ya da açık bir iç karşıt isteğim yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşamalara inanırım. Göz açıp bitene kadar sağlanan başarılardan çok, adım adım ama kararlı bir şekilde ilerlenerek sağlanan başarılar hoşuma gider.&lt;br /&gt;Hedef yolunda ulaşılan ara aşamaların da başarı olduğunu kabul ederim.&lt;br /&gt;Aşamalı yaklaşıma olan inancım, dikkatsizlikten kaynaklanan hatalarımı belirgin şekilde ve hızla azaltacağıma dair inancımı da pekiştirdi.&lt;br /&gt;Eğer dikkatsizlikten kaynaklanan hiçbir hata yapmaz hale gelmek gibi bir hedef koysaydım, bu hedefe inanmam zor olurdu. Çünkü çocukluğumdan beri bu tür hatalar yapagelmiştim. Bunların tamamen ortadan kalkacağına inanmam çok kolay olmayabilirdi.&lt;br /&gt;Burada düşülebilecek iki tür tuzak var:&lt;br /&gt;-    Öyle mükemmel bir hedef koyarız ki, öyle bir mükemmellik mümkün değildir. Şaşar beşer demişler, hiçbir zaman hata yapmayan bir insan olmak mümkün değildir. İnsanüstü bir mükemmellik hedeflemişsek, bu hedef bizi kendi çabamızda yılgınlığa sürükleyebilir.&lt;br /&gt;-    İkinci tür hata ise, aşamalarla çalışmayı hedefsizliğe dönüştürmektir. Aşamaların arası yeterince zorlayıcı olmalı ve iki aşama arasında geçecek süre yeterince kısa olmalıdır.&lt;br /&gt;Artık hiç hata yapmaz hale gelmeyeceğimi biliyordum bir anda. Ama güçlü bir atılım ve erken bir başarı da bekliyordum. Aşamalı bir başarı sağlayacağıma kesin olarak inandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda kafamda verilmiş bir karar olarak yapılandı niyetim. Hatalarımı belirgin ölçüde azaltmaya niyet etmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatsizlik sonucu yaptığım hatalara tam olarak eğilip niyetli bir şekilde sorunun üzerine gidince bana faydalı olacak yöntem neredeyse kendiliğinden kafamda belirdi:&lt;br /&gt;Kontrol etmek için vakit ayırmak bana pek fayda sağlamıyordu. Çünkü zaten kendi yaptığım hatayı pek fark edemiyordum. Tekrar ederken de aynı hataya eğilimli oluyor ve kontrolden fayda sağlayamıyordum. Bunun üzerine ilk yapışta hatasız yapmaya özen göstermeye başladım.&lt;br /&gt;Kısa sürede sınavlarda hatalar sebebiyle kaydettiğim puanlar azaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yapışta hatasız yapmaya özen gösterme yaklaşımım sonraki yıllarda iyice yerleşti ve hayatımdaki pek çok alana yayıldı.&lt;br /&gt;Yazmaya başladığımda da, elimden çıkan metinler ilk seferde istediğim kaliteye çok yakın olabiliyordu. Ama kısa süreli bir sınavdaki taktiklerle uzun süreli bir yazma çabasındaki taktiklerin aynı olması sözkonusu değildi. Büyük çaplı bir eseri ortaya çıkarırken ilk aşamada hatasız bir ürün ortaya koymaya çalışmak, işi çok uzatabilirdi. İlk seferde bir bütün olarak olabildiğince az hatalı bir metni ortaya çıkarabilmek gerektiği gibi, bunu görece kısa bir sürede yapmak gerekiyordu.&lt;br /&gt;Böylelikle yazmanın biraz farklı bir taktik gerektirdiğini kabullenmiş oldum. Bir sınavdakinden farklı olarak hatalarımı düzeltmek için zaman ayırmam gerekiyordu. Ama bir sınavdakine benzer şekilde, yaptığım hatayı düzeltmek için baktığımda da göremeyebiliyordum. Bunun için de araya bir bekleme dönemi koymayı keşfettim. Yazdıklarımdan uzaklaşıyor, onları biraz unutuyor, tekrar baktığımda daha nesnel bir bakış açısı kullanabilir hale geliyordum.&lt;br /&gt;Kendimde uyguladığım dikkatsizlikten kaynaklanan hataları en aza indirgeme sürecini, şimdi liselere giriş sınavına hazırlanan kızım için de uygulamaya çalışıyorum. Farkındalık oluşturmayı başardık. Üstelik bilgi seviyesi olarak çözmeye yeterli olduğu halde yanlış yaptığı ya da yapamadığı sorularla ilgili güzel bir tanım da bulduk: Basit hata. Bir şeyi yanlış biliyor olmak, bilmiyor olmak gibi sebeplerle yapılan hataları ortadan kaldırmanın yolu öğrenmektir. Ama bildiğiniz bir şeyi yanlış yapıyorsanız, bu basit hatadır.&lt;br /&gt;Dersanedeki ilk birkaç ayında basit hata kavramını fark etmesi, bunu ortadan kaldırmayı istemesi ve kaldırabileceğine inanması, basit hata yapmamaya niyet etmesi sayesinde büyük bir atılım gerçekleştirdi ve ilk yeniden değerlendirmede iki kademe üst sınıfa, şubenin en iyi sınıfına geçmeyi başardı. Bunda tabii ki çalışmalarının da etkisi oldu ama deneme sınavlarında aldığı sonuçlardaki hızlı zıplamayı sağlayan basit hata konusundaki yaklaşımımız oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatsizlikten kaynaklanan hatalarla ilgili olarak kendimi sürekli gözetim altında tutarım. Aslında genel olarak hatalarım hakkında bunu büyük ölçüde yapıyorum.&lt;br /&gt;Bir şey kötüye gittiğinde, istediğim sonucu alamadığımda neyi yanlış yaptığımı araştırırım. Bunu bilinçli bir davranışın ötesinde neredeyse otomatik bir davranış haline getirdim. Yapmayabileceğim bir hata yaptıysam, bunun sebeplerini incelerim, düşünürüm. Tekrarlanmaması için ne yapmam gerektiğini bulup uygulamaya çalışırım.&lt;br /&gt;Hata, kaçınamayacağım bir hata da olabilir. Eksik bilgi, deneyimsizlik gibi sebeplerle… Böyle bir eksiklik varsa, bunun adını koyup gidermek için ne yapabileceğime bakarım.&lt;br /&gt;Hata yapmak sorun değildir. Önemli olan geri dönüşü olmayan büyük risklere kurban gitmemek ve aynı hataları tekrar tekrar yapmamaktır.&lt;br /&gt;Eğer riski iyi hesaplamaz ve gözden çıkarabileceğinizi düşündüğünüzden daha fazla kayba elverişli bir duruma girerseniz, bu kritik bir hata olur. Ya da daha az riskli olan birtakım hataları yapmaktan çok fazla çekinmeyip sonra da ne olup bittiğine aldırmadan yolunuza devam ederseniz, bu da kritik bir hata olur. Çünkü aynı hatayı tekrarlayıp durursunuz.&lt;br /&gt;Riski iyi hesaplayıp, boyunuzu aşan hatalara olasılık vermemek ama küçük hataları da yapmaktan çekinmemek gerekir. Önemli olan hatalarınızdan öğrenip kendinizi düzeltmenizdir.&lt;br /&gt;Hiç hata yapmayan bir insan, hiçbir şey öğrenemez. Gelişme sağlayamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinçsiz yeterliliğe ilerleme sürecinde, her eksikliğin farklı adımları önem kazanabiliyor. Üstelik aynı eksikliği gidermeyi düşünen iki ayrı insan için de farklı aşamalar önem kazanabilir.&lt;br /&gt;Basit hatadan kurtulma yolunda takılma olasılığınız en yüksek iki aşama benim düşünceme göre farkındalık ve içselleştirme.&lt;br /&gt;Basit hataların kendisine ne kadar zarar verdiğini çoğu insan fark etmez. Bu konuda farkındalık oluşturabilen bir kişinin istek, inanç, niyet aşamalarında takılma riski pek yoktur. Basit hatalardan ve sürekli zararlarından bahsediyoruz: Bunlar kurtulmayı kesinlikle isteyeceğimiz kadar bize zarar verirler ve üstesinden geleceğimize rahatlıkla inanabileceğimiz kadar basittirler.&lt;br /&gt;Basit hatalar konusunda bilinçli yetersiz konumuna gelen bir insanın da işi çok zor değildir. Basit hataları gidermenin çok basit ve evrensel bir yöntemi vardır: Yaptıklarını tekrar düşün ve hatalarını bul. Kendi yaptığın bu hatanın nasıl geliştiğini incele ve gerekli dersi çıkar. Bu, zor bir iş değildir. Yani bilinçli yeterli konuma gelmek için çok uğraşmak gerekmez.&lt;br /&gt;İkinci büyük takılma noktası, bilinçsiz yeterli hale gelmek, yani süreci içselleştirmektir. Çünkü içselleştirmeyi sağlamak için kendinizi kırıcı olmadan eleştirmeyi ve hatalarınıza odaklanarak bunları iyileştirmeyi bir alışkanlık haline getirmeniz gerekir. Bu dengeyi sürekli olarak tutturabilmek ve kendi hatalarını incelemede sürekli ve kararlı bir uygulamacı olmak kolay değildir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-5871378367734395335?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/5871378367734395335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=5871378367734395335' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/5871378367734395335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/5871378367734395335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/6-basit-hata-ve-ondan-kurtulma-yollar.html' title='6.    Basit hata ve ondan kurtulma yolları'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-5551372003556982282</id><published>2009-01-27T11:40:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:41:27.600-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>7.    Çocuklar ve onlarla ilişkiler</title><content type='html'>Anne ve babanızın başka çocukları da olabilir. Anne ve babaya karşı sorumluluklar paylaşılabilir. Eşinizle zaten kendi iradesi olan iki bağımsız insan olarak bir araya gelmiş ve bir hayat kurmuş durumdasınızdır. Çok şey paylaşılmakla birlikte eşitler arasında bir birliktelik sayılabilir. Ama çocuklar farklıdır. Çocuğunuzun babası sizsiniz, ya da annesi. Sizden başkası anne ya da baba olamaz ona. Bu sorumluluğu hiçbir şekilde yok saymanız da mümkün değildir.&lt;br /&gt;Kaçamayacağımız bu ilişki, aynı zamanda yönetilmesi gereken bir ilişkidir. Çünkü nasıl bir hayat süreceklerini şekillendirmede yadsınamayacak bir etkiniz vardır. Geleceği çocuklarınız yaşayacak. O geleceği şekillendirecek olan da çocuklarınıza verdiklerinizle sizlersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk çocuğum daha konuşmaya başlayabildiği dönemlerden beri, karşımdakini bir çocuk olarak değil bir küçük insan olarak düşündüm.&lt;br /&gt;Çocuklarımıza karşı sorumluluklarımızın ne kadar farkındayız, durup düşünmek gerekli. Bazılarımız bunu büyük bir sorumluluk olarak gördükleri için geç yaşlara kadar evlenmeyebiliyor, hatta hiç çocuk sahibi olmayabiliyor. Bazılarımız sorumluluğun bilincinde olarak çocuk sahibi oluyoruz, ama bu sorumluluğu gündelik yaşam içinde çoğunlukla unutmaya meyilli oluyoruz. Bazılarımız ise daha kendisi çocukluğun etkilerinden tam kurtulmadan –belki 30 yaşına gelmiş olduğu halde kurtulmadan- çocuk sahibi oluveriyor ve sorumluluklarını hiçbir zaman tam olarak algılamamış olabiliyor.&lt;br /&gt;Çocuğumuzun geleceğini, karakterini, yeteneklerini belirlemede en önemli etkilerden birisinin bizim etkimiz olduğunu fark etmek ve bu farkındalığı kaybetmemek son derece önemli. Onlarla olan tüm ilişkilerimizde, bir oyun hamuruna şekil verir gibi karekterini etkiliyor olduğumuzu bilmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorumluluğu istediğimizden tam anlamıyla emin olabilir miyiz? Bir çocuğun geleceğini nasıl yaşayacağını belirleyecek karakter özelliklerini kazanmasında bizim davranışlarımızın birinci derecede etkiye sahip olduğunu kabul etmek ve olumlu karakter özellikleri davranacak şekilde davranmayı kesin bir şekilde istemek mümkün mü?&lt;br /&gt;Aslında böyle bir rolümüzün olduğunu kabullenmişsek, bu istek biraz da kendiliğinden gelecektir. Ama bu devasa rolün bize düştüğünü kabul etmek o kadar da kolay bir şey değildir.&lt;br /&gt;Sorumluluklarımızı kabullenen ve gereğini yapan bir insan olmayı öğrenmemizi gerektirir. Bu sorumluluğun bizde olduğunu kabul etmekte zorluk çekiyorsak şunu düşünelim: Peki ya kimde?&lt;br /&gt;Sizin doğru yetiştirmek için yeterince çaba sarf etmediğiniz çocuğu kim iyi özelliklere sahip kılacak? Devlet mi yapacak? Komşular mı? Dedeleri, nineleri mi?&lt;br /&gt;Belki Tanrıya inancınız tam ve çocukların sorumluluğunun da onda olduğunu düşünüyorsunuz. Ama yaratılışın temelinde aracılar olmasa, o çocuk size doğmaz, kendiliğinden ortaya çıkıverirdi.&lt;br /&gt;Çocuklarınızın sorumluluğu sizdedir. Buna inanamıyorsanız, başka kimde olabileceğini düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukla ilişkinizin her anının onu şekillendirdiğinin farkına varmanızdan ve bu sorumluluğu istemenizden ya da istemek zorunda kalmanızdan sonra, önemli bir adım daha gelir: Bu çocuğu iyi bir insanın karakter özelliklerine sahip kılabilir misiniz?&lt;br /&gt;Bunu kimse bilmiyor. Bir çocuğun doğru şekilde eğitilmesi, geliştirilmesi için yapılması gerekenler nelerdir? Bunda tam anlamıyla hemfikir olan, gerçekten her detayda uzlaşan iki insan bile bulamayacağınızı düşünüyorum.&lt;br /&gt;Yeri gelir ilgi göstermemek hata olur, yeri gelir ilgi göstermek hata olur. Reçeteye bağlayamazsınız, kesin kurallar koyamazsınız.&lt;br /&gt;Yine de gayret edip, iyi etkide bulunmaya çalıştığınız zaman iyi sonuçlar alacağınıza inanmak zorundasınızdır. Çünkü yapacak başka mantıklı bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu niyeti defalarca bozacağınızı biliyorum, ama niyetinize tekrar dönebilmeye gayret edin.&lt;br /&gt;Bir insanı en fazla kendi çocukları sinirlendirebilir. Kaçamayacağınız durumlar oluşturmada onların üstüne yoktur. Sizin onlara en az ilgi gösterebileceğiniz zamanları seçip en yoğun ilgiyi o zaman isterler. Çünkü onlar için ilginiz rakip kabul edemeyeceği bir alandır.&lt;br /&gt;Bir insanı çileden çıkarabilecek tek bir kişi varsa o da çocuğudur.&lt;br /&gt;Buna rağmen, çocuğunuzla olan ilişkinizde her an onun karakterini şekillendirmekte olduğunuzu unutmamanız ve iyi bir şekil vermek için gayret sarf etmeniz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzu geliştirmek için kendinizi de geliştirmeniz gerekir. Olumlu gelişim sağlayabilmek çok geniş bir konu. Konunun uzmanlarının kitaplar doldurdukları halde içinden tam olarak çıkamadıkları kadar geniş.&lt;br /&gt;Sınırları daha belirli bir konu olarak sağlıklı iletişimi korumayı düşünüp, bununla ilgili de tek bir yöntem örneği ele alalım: Çocuğunuzla inatlaşmayın.&lt;br /&gt;Hiçbir ebeveyn çocuğu kadar inatçı olamaz. İnatçı olmakta inat etse de, bundan bir fayda sağlayamaz. Çocuğunuzun yanlış yaptığı ufak tefek şeylerde, hemen ardından “yapma!” diyaloguna girerseniz, sadece davranışını güçlendirmiş, hatada daha da diretmesine yol açmış olursunuz.&lt;br /&gt;Yanlış yaptığı şeylere göz yummanız tabii ki uygun olmaz. Yapmanız gereken, bu hatayı daha sakin bir anında, daha ‘alıcı’ olduğu bir anda, açıklayıcı bir şekilde, sebepleriyle birlikte gündeme getirmek ve anlayabileceği bir dille, anlayabileceği örneklerle açıklamaktır.&lt;br /&gt;Anlık tepkiler vermek yerine bunları zamanlamasına dikkat ederek çocuğunuzla konuşmaya başlasanız, bunu bir yöntem olarak benimseyip sindirseniz, bunun yanında başka hiçbir çaba içine girmeseniz bile, çocuğunuzla iletişiminizin biraz daha iyi bir seviyeye ulaştığını fark edersiniz.&lt;br /&gt;Bunun gibi daha pek çok yöntem geliştirmeniz mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzla iyi iletişim içinde olmakla ilgili yöntemler belirlemiş olsanız da bunları sürekli olarak uygulamaya çalışmak çok zorlayıcı olacaktır. İyi iletişim yöntemleri buldukça bunları sürekli ve kararlı bir şekilde uygulayın. Bu zorlu yoldan vazgeçip, iletişimi kapatıcı ama anlık olarak daha kolay olan yöntemlere kaçmayın. Çünkü o yöntemler, istediğiniz yere çıkan yollar değildirler.&lt;br /&gt;Kendinize şunu sorun:&lt;br /&gt;Çocuğum önemli bir suç işlerse, bunu gelip bana itiraf edebilecek kadar beni iletişime açık görür mü?&lt;br /&gt;Çocuğum okulunda bir arkadaşının uyuşturucu kullandığını fark ederse, benimle bu durumu paylaşacak kadar beni kendisine yakın görür mü?&lt;br /&gt;Çocuğum başına kötü bir şey gelirse, bunu utanç verici olarak bile görüyor olsa, benimle dertleşebilir mi?&lt;br /&gt;Bu sorulara olumlu cevap verebilecek kadar iyi bir iletişim kurabilmek, yıllarca yaşayacağınız küçük küçük sıkıntılara –birikince ne kadar dağ gibi olsalar da- değer. Zor zamanda can simidi olabilecek bir iletişim kanalını canlı tutabilmek için çocuğunuzla iletişiminizin her anında dikkatli olmanız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ve kaliteli iletişime dikkat ederek hareket etmeye kendinizi alıştırdığınızda, bunu aranızdaki ilişkinin rengi haline getirdiğinizde, bu durumu çocuğunuz da hisseder. Size daha iyi cevap veren bir yaklaşım içine girer, daha rahat açılmaya başlar, dertleşir, uzlaşır. Siz bu ilişkinin rengini nasıl boyarsanız, çocuğunuzun size olan davranışlarında da aynı renk hakim olacaktır.&lt;br /&gt;İletişim karşılıklı olan bir eylemdir. Bu eylemde çocuğunuzun size karşı olan davranışını belirleme şansınız yoktur. Ama kendinizin çocuğunuza karşı olan davranışı, sizin elinizde olan bir değişkendir. Bu davranışın sürekli ve kesintisiz bir şekilde olumlu olmasını içselleştirdiğinizde, çocuğunuzun size karşı davranışları da benzer bir şekilde iyileştirme göstermiş ve çocuğunuzda içselleşmiş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekiz kardeşiz ve ben yedincileriyim. Yeğenlerimin özellikle büyük olanlarını bebeklikten beri bilirim. Liseye girişte sınav kazanarak memleketten ayrılmadan önce, her cumartesi akşamı yeğenlerim anne babalarıyla birlikte bizim evde olurdu. Anne baba ve çocuk arasındaki ilişkiyi daha ilkokul ve ortaokul yıllarımda bile bolca gözleme şansım oldu.&lt;br /&gt;İki çocuğum var. Onları konuşmaya başlayabildikleri zamanlardan itibaren bir birey olarak görüp kabul ettim ve iyi bir iletişim kurmaya gayret ettim, ediyorum. Hem gözlemlerimle hem birinci elden, bu işin ne kadar zor olduğunu biliyorum.&lt;br /&gt;Her çocuk en çok kendi anne babasına karşı zalimdir. Sınırsızca beklenti içindedirler ebeveynlerine karşı. Onlara neler çektirdiklerini çoğu durumda hiç düşünmezler bile. Düşünmezler ki fark etsinler.&lt;br /&gt;Bu durumda aradaki iletişimin rengi ve kalitesi konusunda da sorumluluk ebeveynlere düşüyor.&lt;br /&gt;Süreç açısından ele alacak olursak, çocuğunuzla iyi bir iletişim yaşatmanın en zor yanı, sizin çocuğunuzda çalışacak yöntemleri bulmak ve bunları hem kendinizde hem de çocuğunuzda sağlıklı bir iletişim içselleşmiş hale gelene kadar her an ve kesintisiz uygulama gücünü göstermek olacaktır.&lt;br /&gt;Zorluklardan yılmayın. Söz konusu olan, en değerli varlıklarınız: Çocuklarınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-5551372003556982282?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/5551372003556982282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=5551372003556982282' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/5551372003556982282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/5551372003556982282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/7-cocuklar-ve-onlarla-iliskiler.html' title='7.    Çocuklar ve onlarla ilişkiler'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-2614720621008761858</id><published>2009-01-27T11:14:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:15:11.734-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>8.    Ağırlığının üç katını kaldırmak</title><content type='html'>İnsan sınırlarının zorlanması konusunda benim için simge olan, aya çıkmak değil, ağırlığının üç katını kaldırmak olmuştur. Araç kullanmadan yapılan ve inanılması çok güç bir başarı. İmkansızın mümkün olmadığına böyle inandım.&lt;br /&gt;Bir insan olarak, ağırlığımın üç katını kaldırabileceğimi biliyorum. Çünkü bir insan bunu başardı. Üstelik böyle bir şey başarılabiliyorsa, başarılamayacağını düşündüğümüz ve henüz elde edilmemiş pek çok sonuç da elde edilebilir demektir.&lt;br /&gt;Naim Süleymanoğlu, istediğim her şeyi yapabileceğimle ilgili inancımın temelini atmış olan kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanın ağırlığının üç katını kaldırabildiğini fark etmek, bende aslında yapılamayacağı düşünülen pek çok şeyin yapılabileceği yönünde bir farkındalık oluşturdu. Ama bu bölümde daha geniş yapabilirlik konusunu değil, ağırlığının üç katını kaldırabilmek konusunu ele almak istiyorum. Çünkü her ne kadar bir insan olarak ağırlığımın üç katını kaldırabileceğimi fark etmiş olsam da, sonraki aşamalar hayli farklı gelişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağırlığımın üç katını hala kaldıramıyorum. Çünkü istemiyorum. Buna gerek duymuyorum.&lt;br /&gt;Her yetersiz olduğumuzu fark ettiğimiz alanda yeterlilik elde etmek için çaba sarf etmemiz gerekmez. Fark ettiğimiz bu yetersizliği gidermek için istek duymamızın sebepleri olması gerekir. Bu sebeplerin yeterince güçlü olması gerekir. İsteğimizi bastıran karşıt sebep bulunmaması ya da karşıt sebeplerin düşünülüp devre dışı bırakılabilmiş olması gerekir.&lt;br /&gt;Herhangi bir insanın yapabildiği herhangi bir şeyi yapabileceğime inanırım. Ama yola çıkmadan önce iki önemli şeye bakarım: Bu hedefi ben de kendim için gerçekten istiyor muyum? Bu isteği gerçekleştirmek için gerekli zaman, çaba ve kaynağı ayırmaya hazır mıyım?&lt;br /&gt;Bu açılardan düşündüğümüzde ağırlığımın üç katını kaldırmayı istemediğimi kesin olarak hissedebiliyorum. Bu yeteneği edinmeyi istememle ilgili kişisel hiçbir dürtüm yok.&lt;br /&gt;Üstelik daha önemli bir konu: İstememek için çok geçerli sebeplerim var.&lt;br /&gt;Bir yetersizliği gidermeye kalkmadan önce ilk yapılması gereken şeylerden biri de riski belirlemektir. Ulaşılmak istenen her hedef, bazı riskleri de göze almanızı gerektirir. İsteklerinizin yanında bu isteklerinize ulaşmaya çalışmanın maliyetlerini yani riskleri de düşünmeniz ve bu riskleri göze almaya razı olduğunuzdan emin olmanız gerekir.&lt;br /&gt;En büyük risklerden biri yaşamını kaybetmektir. Önemli bir bedensel rahatsızlık oluşması da azımsanmayacak bir risktir. Bu yaşta ağırlığımın üç katını kaldırma çalışmalarına başlarsam, bu risklere açık hale gelirim. Zaten belirgin bir isteğim olmayan bir alanda böylesi oransız riskler, “eksik kalsın” diyebilmemi kolaylaştırır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-2614720621008761858?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/2614720621008761858/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=2614720621008761858' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/2614720621008761858'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/2614720621008761858'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/8-agrlgnn-uc-katn-kaldrmak.html' title='8.    Ağırlığının üç katını kaldırmak'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-7954422612810851760</id><published>2009-01-27T11:12:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:14:25.039-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>9.    Ne kadar hızlı okuma?</title><content type='html'>İçselleştirme aşamasına kadar gelmiş örneklerden sonra, istek aşamasında vazgeçilmiş bir örnekle devam ettik. Şimdi erişilmiş olup olmadığı şüpheli bir hedef daha çıktı karşımıza… en azından benim için… Hızlı okuma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ticari bir etkinliğin hedefi olarak fark ettim daha hızlı okunabileceğini. Bu konuda kurslar açılmaya başlamıştı. Tanıtımlar yapılıyordu. Bir ara çalıştığım işyerinde bir arkadaş grubuyla bir kursa başladım, ama çeşitli sebeplerle devam etmedi. Sonra üniversitede bir arkadaşla birlikte başka bir kursa gittik ve onu bitirdik.&lt;br /&gt;Şu ana kadar anlattıklarımın pek çoğundan farklı olarak, farkındalık bastıran bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmamış oldu. Belki bir ihtiyaç olarak derinlemesine hissedip diğer süreçleri de geçerek bilinçli yetersiz haline gelsem ve böylece yöntem arayışına başlamış olsam, daha parlak bir sonuç elde edebilirdim. Ama farkındalık anından başlayarak hızlı okuma yeterince olgunlaşmamış bir süreç oldu benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı okumayla uğraşmaya başladığım dönemlerde, bu kitapta anlattığım süreçlerin çok da farkında değildim. Ama şimdi geriye dönüp bakınca, beni tökezleten önemli etkenlerden birinin istek konusundaki bir karşıtlık olduğunu görüyorum.&lt;br /&gt;Okumayı çok sevdiğim için daha çok okumak istiyordum. Aynı zamanda daha fazla okuyabilmek hızlı okumakla mümkün olabileceğine göre, hızlı okumayı da istediğim kesindi. Ama ne yazık ki, hızlı okumanın ilk kurallarından biri okuma ortamını ilgilendiriyordu. Belirli rahatlıkta, belirli ölçüleri, ışık durumları falan olan okuma ortamları öneriliyordu. Oysa ben otobüslerde oturarak yolculuk ederken kitap okuyordum. Hatta ayakta bir yandan tutunduğum elimle aynı zamanda kitabımı tutarak kafam yukarı doğru garip bir açıyla bakarken bile okuyordum. O zaman pek yapmıyordum ama sonraki zamanlarda yollarda bile okumaya başladım, yürürken yani… Evde kitap okuduğum zamanlarda bile halılara, koltuklara, minderlere uzanarak okumayı seviyordum. Şekil şartlarına uygun olarak okumak dışarıda mümkün değil, evde de alıştığım keyifli pozisyonlara tersti.&lt;br /&gt;Hızlı okumanın şartlarını oluşturmaya yönelik bu isteksizliğim, hızlı okuma ile ilgili isteğimle çatışan bir istekti. Ve bu karşıt isteği ortadan kaldıramıyor ya da etkisini asıl konuya önemli bir engel oluşturmayacak kadar azaltamıyordum.&lt;br /&gt;Oysa bu kitabın başından beri anlattığım ve devamında da anlatıyor olacağım sürecin istek aşamasından sonrasına geçebilmek ya da en azından biraz pürüzlü de olsa geçebilmek için bazı şartlar var: İlgili değişimi istemenize sebep olan tercihen birkaç –ve birbirinden bağımsız- önemli sebep olmalı. Bir de bunun üstüne, bu isteğinizin karşılığında karşıt bir istek olmamalı ya da en azından varsa bu karşıt istek ‘gemlenebilir’ olmalı.&lt;br /&gt;Ben istek aşamasında kaybetmiştim. Sonraki aşamalarla ilgili çalışmalarım oldu ve başlangıçta düşündüğümden farklı bir sonuca ulaştım. O yüzden, ağırlığımın üç katını kaldırabilme yeteneğindeki gibi daha başlarında sonlandırmayacağım bölümü. Sonraki aşamalar bakalım bende nasıl izlenimler bırakmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanç konusunda da önemli bir sorunum vardı ama bu sorun istekteki kadar aşılmaz çıkmadı.&lt;br /&gt;Hızlı okuduğum zaman normal okuma hızımdaki kadar keyif almayacağımı düşünüyordum başlangıçta. Bu da benim hızlı okuyabilmemi engelleyecek bir faktördü. Ama kurslarda edindiğim bilgiler beni bu konuda ikna etti. Beyin okuma hızından –en yüksek okuma hızından bile- daha yüksek bir tempoda çalışabiliyordu. Yavaş okunması durumunda, arada beynin ‘boşta çalıştığı’ devirler olduğu için, dikkatin dağılma ihtimali daha da artıyordu. Yani hızlı okuma hem daha iyi anlamayı hem daha fazla dikkat verebilmeyi hem de daha fazla keyif almayı sağlayabilirdi.&lt;br /&gt;Böylece inanç önündeki son engelim de kalkmış oldu. Ve hızlı okuyabileceğime inandım. Ama tabii ki bir önceki adımdaki problem hala ortadaydı: Hızlı okumayı –en azından her zaman hızlı okumayı- istemiyordum ki! Çünkü o ortam şartlarını sağlayarak okumayı istemiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstekteki eksikliğim, tam olarak hızlı okumaya niyet etmemi hiçbir zaman mümkün kılmadı. Yaptığım tüm girişimler yarım ağız, yarım gönül, yarım kafaylaydı.&lt;br /&gt;Kesin bir niyet –ya da isterseniz karar deyin ona- olmadan tam bir sonuç elde etmeniz mümkün olmaz. Ama yolda hedefinizi, niyetinizi ve elde ettiğiniz sonuçları değiştirecek kararlar da alabilirsiniz tabii ki. Hızlı okumada süreç sırasında pek olmasa da sürecin sonunda hatta süreç bittikten hayli sonra benim yaptığım gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı okumada tüm yöntem, resimlerle okumaya dayalı.&lt;br /&gt;Anlatılana göre göz, hareket ettiği anlarda değil, durduğu anlarda okur. Bu sebeple gözü satır üzerinde kaydırır gibi hareket ettirmek çok anlamsızdır. Çünkü aslında kayarak okuma yapılamaz. Yaptığınız sadece her kelimede bir kez durarak okumaktır.&lt;br /&gt;Oysa gözün görebildiği alan bir kelimeden daha fazlasını kapsayabilir. Üstelik kapsadığı kelime sayısı da geliştirilebilir. Hızlı okuma alıştırmaları iki şey yapmaya çalışır: Birincisi gözün bir duruş anında görebildiği kelime sayısını artırmak, ikincisi de gözün bir satır üzerinde daha az duruşla satırı bitirebilmesini sağlamak. İdeal olanı, bir gazete sütununda hatta geniş bir dergi sütununda bile her satır için tek duruşla okuma yapabilmektir. Daha iddialı olanlar bir kitap sayfasında sol üstten başlayıp sağ alta doğru her satır üzerinde biraz daha ileri bir noktada tek bir kez durarak sayfayı okumaya çalışabilirler.&lt;br /&gt;Hayli mantıklı bir süreçti ve bilgisayar alıştırmalarıyla dakikada 400 kelimeye yaklaşacak hızlara çıkabildim. Ama tabii hızlı okumanın kalıcı şekilde tüm okumalarıma yayılabilmesi ve hızımı da giderek artırabilmem için tüm okumalarımı hızlı yapmam gerekiyordu. İstek kısmında anlattığım gibi, bu benim için mümkün değildi.&lt;br /&gt;Bugün yöntem konusunda çok daha vurucu bir nokta biliyorum. Aslında uygulanmış olan yöntemden farklı değil. Ama bu yönteme olan inancı çok daha köklü kılacak önemli bir unsur keşfettim. Tabii ki okuduğum bir başka kitapta!&lt;br /&gt;Bir aynanın karşısına geçin. Aynada bir sağ gözbebeğinize bir sol gözbebeğinize bakın. Sonra gözünüzü sürekli hareket ettirerek bir sağdakine bir soldakine bakmaya devam edin. Önemli bir sorunla karşılaşacaksınız. Bu cümlede hemen açıklamayayım, meraklıysanız eğer önce bir gidip deneyin ve sorunun ne olduğunu kendiniz bulmaya çalışın. O kadar meraklı değilseniz ya da gidip denediğiniz halde ne olduğunu fark edemediyseniz, işte sorun: Gözleriniz hareket etmiyor. Yani değişimli olarak gerçekten bir sağ bir sol gözbebeğinize bakıyorsunuz. Baktığınız şeyi görüyorsunuz da. Ama bu sırada gözleriniz hareket etmiyor. Hareket etmeden iki farklı noktaya nasıl bakabilirler? Bu sorunu ilk denemenizde fark etmediyseniz –ya da o zaman kalkıp aynaya bakmadıysanız- şimdi gidip aynı şeyi bir kere daha –ya da üşengeçseniz şimdi ilk kez- yapın.&lt;br /&gt;Bu mümkün olabilir mi? Bu gariplik herkeste mi var? Yoksa sadece sizde mi? Denemek için aynı şeyi ayna karşısında bir arkadaşınızın yapmasını isteyin ve onun gözlerini izleyin. Hareket ediyor. Peki sizin gözleriniz nasıl aynı işi hareket etmeden yapabiliyor?&lt;br /&gt;Cevap basit: Gözleriniz aslında hareket ediyor ama siz bu hareketi görmüyorsunuz, çünkü zamanın önemli bir bölümünde gözleriniz kör. Çünkü gören gözler değil beyin.&lt;br /&gt;Gözler saniyede yaklaşık beş kez iki nokta arasında hareket ederler. Bir resme bakarken bile fark etmediğimiz bu hareketler devam eder. Gözlerimiz birer fotoğraf makinesidirler. En iyi çalışan kısmı tam ortasındaki küçük bir bölümdür. Bu bölüm çeşitli noktalara bakarak çektiği resimleri beyne gönderir. Beyin bu resimleri ve başka bir sürü algıyı birleştirerek izlediğimiz dünyanın üç boyutlu bir temsilini zihnimizde oluşturur.&lt;br /&gt;Konumuz açısından ilginç ve can alıcı bir noktaya geliyoruz: Gözler saniyede beş kez yaptıkları bu hareketin hemen öncesinde görmeyi bırakırlar ve hareket bittiği anda tekrar görür hale gelirler. Yani hareket esnasında gözlerin görme işlevi yoktur. Aynada gözlerinizin hareket ettiğini görememenizin sebebi bu. Bu büyük iddianın reddedilemez ispatı da aynada gördüğünüz. Gözleriniz sağ gözünüzün aynadaki yansımasına bakmaktan sol gözün yansımasına hareket etmeden hemen önce kör oluyorlar ve bakışlarınız sol gözün yansımasında durduğu anda da yine görmeye başlıyorlar. Böylece ne kadar hızlı bir şekilde iki nokta arasında geçiş yapsanız da aynada gözlerinizin hareket ettiğini göremiyorsunuz.&lt;br /&gt;Hızlı okuma alıştırmalarına başlamadan önce bu deneyi yapmış olsaydım, sanırım yöntemi çok daha inançlı bir şekilde uygulamaya çalışırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı okumayı sağlayacak taktikleri içeren yöntemi bir kursta uygulamak en mantıklısı. Kitap alıp, hatta program alıp kendi kendinize de uygulamayı deneyebilirsiniz. Ancak bir eğitmen gözetiminde ve sizinle aynı amaca sahip insanlarla birlikte çalışmaya başlamak daha hızlı ilerleyebilmenizi sağlayacaktır.&lt;br /&gt;Beyinle ilgili pek çok konuda olduğu gibi, hızlı okumayı da yerleştirebilmek için sürekli, bıkmadan ve fazla ara vermeden bu teknikleri çalışmanız gerekir. İşin zor kısmı da bu zaten. Maymun iştahlıysanız, hızlı okumayı öğrenmek pek becerebileceğiniz bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı okumayı kararlılıkla o kadar çok kere –binlerce? milyonlarca?- uygulamalısınız ki, hızlı okuyor olduğunuzu fark etmeden hızlı okuyabilmelisiniz. İçselleştirme böyle olur herhalde. Bilmiyorum, çünkü ben hızlı okumayı içselleştiremedim. Ama bir sonraki bölümde olan hızlı yazmayı içselleştirdim ve hızlı yazmada gerçekten aslında hızlı yazıyor olduğunuzu bile fark etmeyecek hale gelebiliyorsunuz. Birinci tekil şahıstan tecrübeyle söyleyebiliyorum bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı okumayı başlangıçta hedeflediğim şekilde başaramadım. Ama hızlı okumayla ilgili çalışmaların bana önemli faydaları oldu. Size aktarmak isteyeceğim dikkate değer unsurları şöyle bir sıralayalım:&lt;br /&gt;-    Bir bütün olarak ulaşamadığınız bir hedefin bile size yanal faydaları olabilir. Hızlı okuma çalışmalarının bana böyle yanal faydaları oldu. Kesin bir ilişki oluşturabildiğim birkaçı şunlar:&lt;br /&gt;o    Üniversite yıllarında masaüstü yayıncılık üzerine çalışmıştım. Görev tanımım içinde metin düzeltme (tashih ve redaksiyon) çalışmaları da vardı. Her hafta her hafta aynı şeyleri yapa yapa metinlerdeki –normalde insanların görmeden üzerinden geçtiği- harf hatalarını bile görme –ve ne yazık ki- işaretleme hastalığına kapılmıştım. Zevk için okuduğum bir romanda bile hataları işaretlemeden geçemiyordum. Ne yazık ki Türkçe pek çok kitapta da o kadar çok yazım hatası var ki… Hızlı okuma çalışmaları bu bıktırıcı alışkanlığımdan kurtulmamı kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;o    Çocukluğumdan beri başladığım kitabı bitirme alışkanlığım vardı. Kitap çok sıkıcı olsa bile satır satır sonuna kadar okumaya çalışırdım. Hızlı okuma çalışmaları sayesinde beğenmediğim bir kitabı bırakabilmek hatta gönül rahatlığıyla bırakabilmek mümkün oldu. Sonraları bir türev fayda daha ortaya çıktı: Bir kitap ilgimi çekmemeye başladığı zaman her paragrafın ilk birkaç cümlesini okuyarak ilerlemeye başladım. İleride bir yerde kitap tekrar ilginç hale gelirse, normal okumaya geçiyordum. Bir müddet bu taktiği kullandığım halde kitap ümit vermeye başlamıyorsa, tamamen bırakıyordum.&lt;br /&gt;o    Her zaman olmasa da hızlı okumaya uygun bir ortam olduğu zaman, öğrendiğim taktikleri kullanabileceğim fark ettim. Kısa zamanda gözden geçirmem gereken metinler için hızlı okuma taktiklerini kullanmaya başladım.&lt;br /&gt;-    İstek aşamasıyla ilgili yetersiz verileriniz varsa ya da önemli karşıt istekleriniz varsa, bir hedefi gerçek anlamda ele geçirmeniz ya tamamen imkansız ya da çok zordur. Akıntıya karşı yüzmek gibi olacaktır. Akıntıya karşı da yüzülebilir elbette, ama akıntının yönünü değiştirme ihtimaliniz varsa, baştan bunu yapmak çok daha anlamlı olacaktır. Çoğu zaman gerçekten istediğimiz bir şeyi ne kadar istediğimizi tam olarak fark etmediğimiz için, ya da ortadan kaldırılabilecek bir karşıt istekle baştan hesaplaşmadığımız için, bir hedefimiz konusunda –çoğu zaman anlamlandırmayı bile başaramadığımız- içsel çekişmeler yaşarız. Kendi içinde çatışma yaparak bir hedefe doğru yürümek pek kolay olmasa gerek.&lt;br /&gt;-    Kapsam daraltmak, genişletmek ya da değiştirmek, değişim yönetiminiz iyiyse kabul edilebilir bir yaklaşımdır. Maymun iştahlılıkla yönetilen bir değişiklik arasındaki farkı iyi algılamak gerekir. Maymun iştahlılıkta, belirli gerekçeler olmadan ve yeterince çaba sarf etmeden hızlı bir şekilde hedef değiştirirsiniz. Bu değişim o kadar hızlıdır ki, hiçbir şeyi elde edemezsiniz. Ama sürekli bir çaba içindesinizdir ve bu yönsüz çabayla kendinizi avutursunuz. Oysa değişim yönetiminde, hedefinizle ilgili geldiğiniz durumu ve nasıl ilerliyor olduğunuzu sürekli olarak sorgularsınız. Gayeniz hedefinizi elde etmektir. Ama hedefle ilgili uyumsuzluklar, aşılamaz zorluklar, ya da alternatif fırsatlar gibi elle tutulur algılamalarınız olduğunda, enine boyuna biraz düşünüp değişiklikler yapabilirsiniz. Bu değişiklik hedeften tamamen vazgeçme gibi radikal bir değişiklik de olabilir. Ama daha büyük olasılıkla, hedefi biraz küçültmeniz, hedefinizi büyütmeniz ya da hedefi biraz değiştirmeniz gibi farklılıklar olacaktır. Mesela hızlı okuma ile ilgili benim hedef değişikliğim, her zaman hızlı okumasam da ortam şartları uygun olduğunda ya da uygun bulduğum metinlerde hızlı okuma tekniklerin kullanmak olarak tanımlanabilirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-7954422612810851760?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/7954422612810851760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=7954422612810851760' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/7954422612810851760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/7954422612810851760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/9-ne-kadar-hzl-okuma.html' title='9.    Ne kadar hızlı okuma?'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-872837111643060230</id><published>2009-01-27T11:11:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:12:22.109-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>10.    Kaç parmakla yazma?</title><content type='html'>Hızlı okumak kadar önemli bir konu da kendini yazılı olarak hızlı ifade edebilmek: Yani hızlı yazmak. Tabii ki bilgisayar tuşlarıyla…&lt;br /&gt;Bu yeteneği edinmeye başladığım yıllarda bana faydalı olacağını biliyordum. Ama geçen yılların bana gösterdiği, bu faydanın kendi hayal ettiğimden çok daha büyük boyutlarda olduğuydu. İçselleştirme aşamasını da başardığım bir değişim olarak tüm adımlarıyla size aktarabileceğim bir konu hızlı yazmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanın edinebileceği bazı yeteneklerin varlığını fark etmek o kadar da kolay olmayabiliyor. Mesela bilgisayar tuşlarını on parmak (aslında dokuz parmak) kullanarak çok hızlı yazabileceğinizi biliyor musunuz? Böyle bir şeyin yapılabilir olduğunu ne zaman öğrendiniz?&lt;br /&gt;Bahsettiğim, birkaç parmakla ve sık sık klavyeye bakarak hızlı yazar gibi yapmak değil. Şu an benim yapıyor olduğum gibi, hiç klavyeye bakmadan, hangi parmağınızın hangi tuşa nasıl bastığını bile fark etmeden ve neredeyse cümle kurma hızınızla yazabilmek.&lt;br /&gt;Hemen her insanın edinebileceği bu yeteneği insanların büyük bir kısmı hiç fark etmiyor bile.&lt;br /&gt;Benim bu konudaki şansım, üniversite yıllarında çalıştığım masaüstü yayıncılık işinde, dizgici bir arkadaşla haftada bir iki gün yakın mesai yapmak oldu. Böyle bir hızda yazılabileceğini bir kez görmek yetmiyor. Birkaç kez görmek bile yetmiyor. Ama bir iki yıl boyunca sürekli olarak böyle hızda yazı yazan birini gözleme şansı bulduğunuzda oturup düşünmeye başlıyorsunuz: Bunu yapabilsem benim için ne kadar iyi olurdu!&lt;br /&gt;Ticaret lisesinde okumuş olanlar, on parmağı ders olarak da görmüş olabiliyorlar. Ama onlar bile bence çoğunlukla bu yeteneğin kendileri için ne kadar önemli olabileceğinin tam olarak farkına varamıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşımın aynı odada çatada çatada on parmak yazmasını haftalarca görmem gerekti. Haftalarca tekrar eden bir etkinin sonucunda ancak doğru yönelime girebildim. Olaylara sonradan dönüp bakınca farkındalığımın ve ardından isteğimin bu kadar geç oluşmuş olması bana garip geliyor.&lt;br /&gt;Şimdiki aklım olsa, çok daha erken bir zamanda on parmağa yönelirdim. Ama o zamanki aklımı düşününce, bu sürece girmiş olabilmemin bile önemli bir uzakgörü başarısı olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;Önemli bir fark 20-22 yaşlarında hızlı yazmanın bana getireceği fayda ile 35-40 yaşlarımda hızlı yazmanın bana getireceği faydanın karşılaştırılamayacak kadar farklı ölçekte olması idi. O genç yaşlarımda, ayda bir iki kere kültür sanat yazısı yazıyordum. Üniversite ödev ve projeleri için biraz yazı yazmam gerekiyordu. Editörlük yaptığım için başkalarının yazılarında yaptığım düzeltmelerin yazılması gerekiyordu. Şiir yazıyordum ama şiirlerimi kalem kağıtla yazıyordum. Eposta kullanımı ise o tarihlerde henüz sözkonusu değildi. Bunları yapmak için onparmak yazmaya başlamadan önceki birkaç parmakla yazma hızım yeterliydi. Yani daha hızlı yazmayı derinden istememe sebep olacak bir durum yoktu.&lt;br /&gt;Oysa 35 yaş civarında olduğum şu anda hızlı yazabilmek benim için çok daha önemli:&lt;br /&gt;-    Yoğun bir eposta trafiğini yürütmem gerekiyor.&lt;br /&gt;-    Toplantılarda hızlı not alabilmem gerekiyor.&lt;br /&gt;-    Yaptığım danışmanlık çalışmalarının ardından kısa sürede detaylı raporlar hazırlamam gerekiyor.&lt;br /&gt;-    2-3 tanesini çok canlı tuttuğum ona yakın web günlüğüme girdiler yazmam gerekiyor.&lt;br /&gt;-    Şu an okuyor olduğunuz gibi kişisel gelişim kitapları ve kurgu çalışmaları yazıyorum.&lt;br /&gt;Böyle bir geleceğim olacağını biliyor muydum? Belki bazı şeyleri hayal ediyordum ama geleceğe dönük belirli hedefler için yönelmedim hızlı yazmaya. Beni iten iki önemli sebep vardı: Birincisi haftalar boyunca hızlı yazabilmenin neler kazandırdığını gözleyebileceğim bir ortamda bulunmamdı. İkincisi de kendime değer katmaya olan doymaz iştahımdı.&lt;br /&gt;On parmak yazmaya direnmek için önemli bir sebebim de vardı ama: On parmağı F klavye ile öğrenmenin daha mantıklı olduğunu görmüştüm, ama ben birkaç parmakla da olsa kabul edilebilir bir hızda yazarken Q klavye ile yazıyordum. Hem F klavyeye geçmek hem de belirli parmak düzenlerine alışmak birkaç aydan aşağı olmayacak bir süre boyunca hızımın var olandan daha düşük seviyelerde seyretmesine sebep olacaktı.&lt;br /&gt;Bu önemli karşıt isteği nasıl aştığımı hatırlamıyorum. Ama sanırım her hafta dizgici arkadaşın ne kadar hızlı ve etkin yazdığını tekrar tekrar görmek, karşıt isteğimi susturmada önemli bir rol oynadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıt isteğimi susturduktan, yani bir süre normal yazma hızımdan bile geriye düşmeyi sonradan elde edeceğim hız için kabullendikten sonra, hızlı yazabileceğime inancım konusunda sorun yaşamadım. Bir kere değil, on kere değil, yüz kereden fazla, hızlı yazan dizgici arkadaşımın neler yapabildiğini görmüştüm. Parmakları benden uzun değildi. Parmakları benden ince değildi. Normal iki eli vardı ve benim de normal iki elim vardı. Yapabileceğime inanmam için tekrar tekrar bu işin başarıldığını görmek yeterliydi.&lt;br /&gt;Niyet&lt;br /&gt;On parmak yazmayı öğrenme sürecimde aslında niyet ve yöntem iç içe geçmiş oldu. Logo’nun “10 Parmak” adında bir bilgisayar yazılımı vardı. Kendi kendinize bilgisayarınızda çalışarak on parmak yazmayı öğrenmeyi mümkün kılıyordu. On parmak yazmayı öğrenmekte kullanabileceğim etkin bir yöntem bulur bulmaz, niyetim kesinleşmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem ve Süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılımı kurdum ve kullanmaya başladım.&lt;br /&gt;Bilinçsiz yetersizken farkındalık, istek, inanç ve niyet süreçlerinden geçerek bilinçli yetersiz hale gelmiştim. Niyet etmemi kesinleştiren eylem olan on parmak yazılımını kurmak ve kullanmaya başlamak, aynı zamanda bilinçli yeterli olmaya doğru gitmemi sağlayacak yöntemi belirlemişti.&lt;br /&gt;Yazılım bir ay kadar bir sürede parmaklarıma teker teker basmaları gereken harfleri öğretti. Birkaç ay sonra da eski hızımı yakalamış durumdaydım. Üstelik artık birkaç parmağın sürekli hareket etmesi ve bunu yapabilmek için de bilek hareketlerinin kullanılması yerine, on parmakla yazıyordum. Bileklerim büyük ölçüde sabit kalıyordu. Hareket eden parmaklarımdı. Aynı hızda olsam da daha az yoruluyordum.&lt;br /&gt;Bilinçli yeterli hale geldikten sonra sürekli tekrarla hızımı giderek artırdım. Çalışmaya başladığım ilk aydan itibaren tüm bilgisayarda yazmalarımı on parmakla yapmıştım ve karşılığını artık alıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçselleştirmenin temel anlamı bilinçli yeterli olarak yaptığımız bir işi artık bilinçsiz yeterli olarak yapabilmektir. Yazma konusunda bu geçişi askerlik sırasında yaptım. Evdeki ve işteki bilgisayarım F klavyeydi. Kendimi klavyeye bakmaktan tam olarak alıkoyamıyordum bir türlü. Öyle olunca, hangi harfe hangi parmağımın bastığı bilincimin yüzeyinde ya da yüzeyine çok yakın oluyordu.&lt;br /&gt;Askere gittiğimde, Q klavyeye sahip bilgisayarlarla karşılaştım. Görevlerim için yine yazmam gereken zamanlar oluyordu. Ama klavyeler F değildi. Çalıştığım bilgisayara F klavye yükledim. Ama mantıksal olarak. Fiziksel klavye hala Q idi. Yani mesela üzerinde Q işareti olan tuşa basıyordum ve F yazmış oluyordum. Böylece klavyeden kontrol etme şansım kalmadı ve tamamen ezber yazmaya başladım.&lt;br /&gt;On yılı aşkın bir süre on parmak yazdıktan sonra, artık bu işi iyiden iyiye içselleştirdim. Hayli hızlı yazıyorum ama bunu nasıl yaptığımı unuttum artık. Sorsanız, hangi parmaklarımın hangi tuşlara basmakla yükümlü olduğumu sayamam.&lt;br /&gt;Önemli olan beynimin istediği cümleyi yazmak için parmaklarımın doğru tuşlara basmayı biliyor olmaları. Tam anlamıyla bilinçsiz yeterli konumuna gelmiş bulunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda bilinçsiz yeterli konumuna çok net geldiğim bir örnek olduğu için çok mutluyum. Kişisel gelişim alanında yazan ve seminerler veren bir kişi olarak da bu kitapta anlattığım süreci yaşamış olduğum bir alanı insanlara canlı örneğiyle gösterebileceğim bir örneğe sahip olduğum için de çok mutluyum.&lt;br /&gt;Farkındalıktan başlayarak bilinçsiz yeterliliğe ulaştığınız tek ve kesin bir alan olursa, başka alanlarda da süreci tekrar çalıştırabilmeniz çok daha kolay olacaktır. Başarı başarıyı getirir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-872837111643060230?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/872837111643060230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=872837111643060230' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/872837111643060230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/872837111643060230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/10-kac-parmakla-yazma.html' title='10.    Kaç parmakla yazma?'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-571634039404679268</id><published>2009-01-27T11:09:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:10:52.459-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>11.    Nasıl yazar olunur?</title><content type='html'>Yazar olmak, sadece yazabilmek değil tabii ki. Lise sonda başladığım şiir maceramda, üniversite yıllarında başladığım deneme yazılarında, son yıllarda başladığım kurgu ve kişisel gelişim yazımında önemli noktalara gelmiş olduğumu düşünüyorum. Ama önemli olan, bir insanın mesleği nasıl yazarlık olur? Yazarlıkla nasıl geçinir? Yazar olarak nasıl bilinir? Yazar olmak nasıl birincil özelliklerinden biri haline gelir.&lt;br /&gt;Bir kariyer olarak yazar olunabileceğini ve iyi bir yazar olmanın da iyi sonuçlar doğurabileceğini nasıl fark ettim ve bu yola nasıl başladım? Bunların biraz farkındayım. Ama nasıl ilerlemek gerekir? Bunu henüz tam keşfedebilmiş değilim, çünkü bu yolun henüz başlarındayım.&lt;br /&gt;Bu bölümde başlarında olduğum bir yolculuğu ufukta nasıl gördüğümü ve nasıl ilerlemeyi düşündüğümü paylaşıyor olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındalığım yavaş yavaş birikmeye başladı. Hala beni tam yol ileri harekete geçecek kadar beslemiş durumda değil. Ama kopuş anına yakın olduğumu biliyorum.&lt;br /&gt;Bu bölümde farkındalık üzerinde daha fazla duracağım. Geleceğe doğru bakmak ve öngörülerde bulunmak için temellerimin sağlam olması gerekli çünkü.&lt;br /&gt;Yazar olmayı bir hedef olarak görmeye nasıl başladım?&lt;br /&gt;-    Şiir sürecinde yaşadıklarım, yazma serüvenim konusunda da bana fikir verdi. Lise sonda şiir yazmaya başladığımda yazdıklarımdan bazılarında pırıltılar vardı sadece. Oysa son yıllarda çok az şiir yazsam da yazdıklarımın büyük kısmının yayınlanabilir kalitede olduğunu biliyorum. Henüz şiirlerimin bazılarını webde yayınlamak haricinde ciddi bir yayınlama girişimim olmadı. Ama şiir zevkimin yeterince gelişmiş olduğunu ve şiirlerimin iyi olduğunu biliyorum. Şiir yazma sürecindeki on yıldan uzun bir sürede kat ettiğim mesafe, genel olarak yazma konusunda olası ilerleme sürecim hakkında bana ışık tuttu.&lt;br /&gt;-    Okumayı çok seviyorum. Okuduğum kitapların bir listesini tutarım ve bu listeyi web günlüklerimden birinde yayınlıyorum. Yetişkinlik dönemimde, en az okuduğum senelerde bile aylık ortalama okuduğum kitap sayısı dördü geçmiştir. İş hayatımdaki teknik uzmanlığımın yoğun gereksinimlerine rağmen, son yıllarda bir ayda altı, hatta sekiz hatta bazen daha çok kitap okuduğum oldu. Bu kadar okumak, insanda karşı konulmaz bir yazma ihtiyacı doğuruyor.&lt;br /&gt;-    Yazmanın getirdiği başarıyla ilgili hem yerel hem de küresel önemli örnekler gördüm. Stephen King, sadece ilk altı kitabıyla dolar milyarderi olan J. K. Rowling, Nobel Ödülünü kazanan Orhan Pamuk, Türkiye’de yüzbinler basabilen Mümin Sekman, Orkun Uçar, Turgut Özakman…&lt;br /&gt;-    Kiyosaki, “Rich Dad Poor Dad” ve “Cashflow Quadrant” ile bana pasif geliri öğretti. Yazmanın bir pasif gelir olduğunu biliyorum.&lt;br /&gt;-    Alanında Türkiye’nin en iyisi olmanın önemini teknik uzmanlığımda yaşadım. Microsoft ürünleriyle iş zekası konusunda Türkiye’de en çok bilinen kişilerdenim. Aynı başarıyı yazarlıkta tekrarlayabileceğimi biliyorum. Türkiye çapında kişisel gelişimde ve kurguda en çok tanınan yazarlardan olabilecek kapasiteye sahip olduğuma inanmam, farkındalığımda en önemli etkenlerden birisi.&lt;br /&gt;-    Okumak ve yazmak asla bana iş gibi gelmiyor. Yıllık izinlerimde bile okumaya ve yazmaya zaman ayırırım.&lt;br /&gt;Nihai mesleğimi yıllardır yazarlık olarak görüyorum. Başka uzmanlıklarım devam etse bile, yazarlık baskın olacaktır. Bu vizyonun ne zaman gerçekleştiğini göreceğiz, ama ne kadar yakında onu bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındalık oluştuktan sonra bilinçli yetersizliğe doğru ilerleyebilmek için güçlü bir istek de gerekir. İsteğinizin yeterince güçlü olup olmadığını anlamak için, birbirinden yeterince bağımsız istek sebeplerinizi yazmayı deneyin. Kaç taneler? Ve her biri ne kadar güçlü sizin için? Sonra da karşıt isteklerinizi yazmayı deneyin. Gerçekten yoklar mı? Ya da yoka indirgenebilecek durumdalar mı?&lt;br /&gt;Hadi bu tekniği yazar olma isteğime uygulayalım:&lt;br /&gt;1.    Tanının bir yazar olmak istiyorum çünkü okumak ve yazmak son derece keyifle yaptığım bir iş. Hatta en çok keyif aldığım etkinliklerden bunlar. Ve ben keyif aldığım şeyleri yaparak yaşamaya hep dikkat ettim.&lt;br /&gt;2.    Tanınan bir yazar olmak istiyorum, çünkü insanlara anlatmak, onlara değer katmak bana büyük keyif veriyor. Ve ben keyif aldığım şeyleri yaparak yaşamaya hep dikkat ettim.&lt;br /&gt;3.    Tanınan bir yazar olmak istiyorum, çünkü bu potansiyele sahip olduğuma inanıyorum ve kafamda birikmiş olan bilgiler ve analizleri ve kurguları insanlarla paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;4.    Tanınan bir yazar olmak istiyorum, çünkü bu benim için çok saygın bir meslek. Ve bu meslekten iyi kazanabileceğimi de biliyorum. Kazandığım para hem özgür bir hayat yaşamamı sağlayabilecek hem de başarılı olduğumun önemli bir göstergesi olacak.&lt;br /&gt;5.    Tanınan bir yazar olmak istiyorum, çünkü en azından ülke seviyesinde bir işi en iyi yapan kişilerden biri olmanın tadını biliyorum ve bu güzel bir tat.&lt;br /&gt;6.    Tanınan bir yazar olmak istiyorum, çünkü Türkçemi ve Türkçede kendimi ifade etmeyi çok seviyorum.&lt;br /&gt;Sanırım bunlar olumlu istek unsurları olarak yeterliler. Hem her biri yeterince güçlü hem de birbirlerini tekrarlamadan destekleyebilecek durumdalar.&lt;br /&gt;Peki karşıt isteklerim neler? Yazar olma isteğimin önünde duran engeller neler?&lt;br /&gt;1.    Bir kitap yazmanın zor olduğunu düşünüyordum. Ama bu geçmişte kaldı. Bir bitirme ödevi, bir yüksek lisans tezi, hayatımda geliştirdiğim başarı taktiklerine dair bir kitap ve şu anda yazıyor olduğum bu kişisel gelişim kitabı bu işi keyifle yapabilecek olduğumu bana ispatladı.&lt;br /&gt;2.    Önemli hedef alanlarımdan biri olan kurguda ne kadar başarılı olacağımdan emin değildim, ama ilk öykümün Türkiye Bilişim Derneği’nin dokuzuncu bilim kurgu öykü yarışmasında, Orkun Uçar’ın birinci olduğu bir yarışmada, üçüncü olması, bana yapabilirliğimi ispatladı.&lt;br /&gt;3.    Kurgu tekniklerini başarmakta ve yeterince sade bir dil kullanmakta başarılı olacağım konusunda kuşkularım vardı. Bir Amerika yolculuğunda yazma üzerine aldığım belki ona yaklaşan kitaptan okuduğum 3-4 tanesi eksiklerimi gidermeden hayli yardımcı oldu. Tabii okuduğum yüzlerce, belki binin üzerinde kurgu eserinin ardından bu kitaplar bana sadece detaylarını hayli incelediğim bir alanın haritasını vermiş oldu. Daha sade bir dille yazmanın ise, başlarda yöneldiğim ve yazmaktan keyif aldığım uzun cümlelerden daha da kolay yazıldığını görmem, işimi çok kolaylaştırdı.&lt;br /&gt;4.    Web günlükleri sayesinde insanlara hemen ulaşabildiğimi görmek, eser bitirmeye yönelik “asıl zor iş yayınlanması” bahanesini ortadan kaldırdı. Kişisel gelişim alanında yazdıklarımı seminer olarak aktardığım insanlardan aldığım tepkiler, yazdıklarımın değerli olduğunu bana bir kez daha göstermiş oldu. Yine web günlüklerimde yayınladığım kısımlardan bazılarına yönelik çok olumlu geri beslemeler benim için “insanlara ulaşabilme”, “insanlara değerli bir şeyler sunabilme” kuşkusunu ortadan kaldırmış oldu.&lt;br /&gt;5.    Yayıncılık dünyasında gerekli bağlantıları sağlamak, beslemek ve ilerletmek konusunda girişim eksikliğim vardı. Bana zor gelen bir yöndü bu. Ama yakın zamanlarda bu alanda ilerlemek için çeşitli yollar da açmaya başladım.&lt;br /&gt;Net bir şekilde görüyorum ki, yeterince olumlu isteğim birikmiş. Daha da önemlisi, ele gelir sayıda olumsuz isteğim varken, bunların hemen hemen tamamını yok seviyesine indirgeyebilmişim.&lt;br /&gt;Başarılı bir yazar olmak için, istek aşamasını aşabilecek duruma geldiğime kesin olarak inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime olan inanç konusunda özellikle fazlaca inanma yönüne doğru hata yapmayı tercih ettiğimi daha önce yazmıştım. Ama burada dikkat ettiğim bir nokta vardır: Köprünün bu tarafına doğru düşmenin getirdiği önemli bir fazladan risk var mı?&lt;br /&gt;Tek bir risk var: Reddedilme riski. Reddedilme korkusunun pek dikkate alınmaması gerektiğini hem yaşadıklarımla, hem okuduklarımla, hem analizlerimle, hem de gözlemlerimle yeterince anlamış durumdayım.&lt;br /&gt;İnanç aşaması da tamamdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzayan bir niyet sürecinin içindeyim. Web günlüklerimle başlayan yayın hayatımı basılı kitaplara doğru taşımak yönünde niyetimi geliştiriyorum. Niyetimin yeterince kesin olduğunu düşünüyorum. Yazar olmak için İTÜ Mimarlık Fakültesini bırakan Orhan Pamuk ya da en iyi hukuk fakültelerinden birinden mezun olduktan sonra avukatlık ya da benzeri bir iş yapmaya hiç yönelmeyen Mümin Sekman kadar ezici bir niyete sahip olmayabilirim. Ama kendi ölçeklerime göre yeterince niyetliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem ve süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir kişi nasıl yazar olur, bilmiyorum. Sanırım bu, kişiye derinden bağlı olan bir hedef. Kişiden kişiye çok şey değişebilir.&lt;br /&gt;Benim tüm hayatım, yazmaya doğru giden bir macera gibi.&lt;br /&gt;Hatırladığım en eski rüyam, kitaplarla kaplı koca bir tepe üzerinde geçiyordu. Dört beş yaşlarımda henüz okuma yazma bilmiyorken elimde kitapla siyah beyaz bir resmim var. İlkokulda ağabeylerimden birine ait Robinson Crusoe kitabını birkaç kere okumuştum. Modern anlamda ilk roman olarak kabul edilmesi tesadüf mü acaba?&lt;br /&gt;Lise yıllarımdan itibaren daha da belirgin bir şekilde okumaya sardım. Stephen King’in yayınlanmış ve okumadığım belki bir iki kitabı vardır sadece. 35 yaşımdan önce 1500 kitabı devirdim. Üniversite yıllarımda masaüstü yayıncılık ve editörlük alanında çalıştım.&lt;br /&gt;Lise sondan başlayarak şiir yazdım. Üniversitede denemeler. Bir piyese başlayıp bıraktım.&lt;br /&gt;Sonra teknik kariyerimle beraber teknik makaleler geldi. Ama asıl parlamam web günlükleriyle oldu.&lt;br /&gt;Oturup bir gün başarı taktiklerimi yazmaya karar verdim. Kitap formatında tamamladım ve webde yayınladım.&lt;br /&gt;İlk öykümle ödül aldım.&lt;br /&gt;2001’den beri teknik ve karmaşık konularda eğitmenlik ve danışmanlık yapıyorum ve her sınıfa girişimde kendimi sahneye çıkar gibi hissederim. Anlamak ve anlatmak benim teknik uzmanlığımın temeli.&lt;br /&gt;Yaptığım her şey beni yazar olmaya hazırlıyordu.&lt;br /&gt;Bu durumda benim için bir şey yapmanın yöntemi o şeyi yapmaktır. Yazmak istiyorsam, yazmalıyım. Oturup yazdığımda gereken şey ortaya çıkıyor zaten. Basılı bir kitap sahibi olmak istiyorsam, editörlerle tanışmalı ve kitaplarımı sunmalıyım. Şu aralar bunu yapmanın yolundayım. Basılı bir kitaptan okuyorsanız bu satırları, yapmışım demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmayı zaten içselleştirmiş durumdayım. Sadece roman yazmak konusunda eksiğim var ve o eksik zaman. Kurgu konusunda da kafamın iyi çalıştığını anlayacağım deneyimlerim oldu. Ama roman çapında bir kurgu için o işe özel zaman ayırabilmek gerekli. Yeri ve zamanı geldiğinde onu da yapacağım. Ama şimdi basılacak başka kitaplarım var zaten.&lt;br /&gt;İlk kitabım basıldığı andan itibaren içselleştirme süreci de başlayacak. İlk kitabım basıldıktan sonra, her sene en az bir kitap çıkarabileceğimi düşünüyorum. Şiir, öykü, teknik kavramsal kitap, roman, kişisel gelişim kitabı…&lt;br /&gt;Birden fazla disiplinde eser vermek tam da bana göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için çok önemli olan ve halen içinde olduğum bir süreci sizlerle paylaşmış oldum. Düşünün: Kendi içinde olduğunuz bir hedefe ulaşım süreci var mı? Bu süreci benimki kadar net sorgulayabiliyor musunuz? Bu kadar bölüm boyunca buna kafa yormadıysanız, şimdi bir ara verin ve düşünün. Çünkü son bölümde bu düşüncelerinizi ete kemiğe büründürmekte faydalı olabilecek bir şablon vereceğim size. Şimdiden düşünmeye başlayın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-571634039404679268?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/571634039404679268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=571634039404679268' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/571634039404679268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/571634039404679268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/11-nasl-yazar-olunur.html' title='11.    Nasıl yazar olunur?'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-4949975256724492172</id><published>2009-01-27T11:07:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:08:56.612-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>12.    Topluluk önünde nasıl konuşurum?</title><content type='html'>Kendini yeterince iyi ifade edebilmek, insanların büyük çoğunluğunun eksikliğini hissettiği bir konudur. Özellikle bir topluluk önünde ya da tanımadığı kişiler önünde bunu yapmak, bazı insanlar için korkutucudur. Sahne kimi insan için vahşi bir aslanla baş başa kalmaktan farksız bir korku kaynağıdır.&lt;br /&gt;Ama topluluk önünde kendimizi iyi ifade edebilmek, hayatta pek çok kazanımımız için de son derece önemlidir.&lt;br /&gt;Bakalım bu konuda nasıl bir yol izlenebilir?&lt;br /&gt;Bu bölümde kişisel deneyimlerim üzerinden gitmeyeceğim. İlkokulda bile çıkıp sınıfa bir anlatım yapmaktan hoşlandığımı hatırlıyorum. Orta ve lisede de sınıfta en çok söz alan kişilerden oldum.&lt;br /&gt;Şu anki teknik uzmanlığa dayalı mesleğim de sürekli sahne almayı gerektiren bir iş.&lt;br /&gt;Topluluk önünde konuşma anlamında bu kitapta anlattığım süreçleri gözlemleyebileceğim şekilde yaşamadım kendi hayatımda. Ama başka kişilerde gözlemlediğim önemli başlıklardan biri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluluk önünde konuşmanın bir yetenek olduğunun ve geliştirilmesi gerektiğinin nasıl farkına varabilirsiniz?&lt;br /&gt;Bunun için en önemli sahnelerden birisi sınıflardır. İlkokul öncesi, ilkokul, lise, üniversite…&lt;br /&gt;Oyunları belirleyen ve diğer çocuklara masallar anlatanlardan mıydınız? Yoksa hem çok dinleyen hem de arada sırada konuşanlardan mı? Ya da belki böyle rahat bu kadar insanın karşısında nasıl konuştuklarına şaşıyordunuz diğerlerinin?&lt;br /&gt;Topluluk önünde konuşabilme –ve kendimizi dinletebilme- becerimiz çocukluk sırasında doğal olarak geliştiyse, bunun eksikliğini hiç hissetmemiş olabiliriz. Ama varlığının faydalarını da yeterince algılamamış olma ihtimalimiz vardır.&lt;br /&gt;Peki çocuklukta oyun içinde oynar gibi edinmemişsek bu yeteneği? Konuşamıyorsak, başkalarını etkileyemiyorsak, böyle bir yeteneğimiz olup olmadığını denemeye bile hiç cesaret edememişsek…&lt;br /&gt;Bunun etkisini hayatımızda görürüz. Bu etki ne kadar derinden iz bırakacak örnekler yaşatırsa bize, eksikliğimizin acısını da o kadar derinden hissederiz.&lt;br /&gt;Sevdiğinizin kişiyle sevginizi paylaşamadınız mı? Belki etrafınızdaki başka insanlara karşı bu durumu nasıl temsil edeceğinizden korktuğunuz için paylaşamadınız üstelik?&lt;br /&gt;İş yerinizde işleri hep siz yapıyorsunuz ama iş arkadaşlarınız çok daha az iş yaparak çok daha fazla övgü mü topluyorlar? Kendinizi topluluğa yeterince sunamadığınız için olmasın? Belki de büyük bir açılışı perde arkasında kanınızla terinizi karıştırarak siz sürükleyip hazırladınız, ama neden sahneye çıkıp açılışın başarısını sahiplenme cesaretini gösteremediniz?&lt;br /&gt;Topluluk karşısında konuşmaktan çekindiğiniz için ya da çıkıp kendinizi iyi temsil edemediğiniz için yaşadığınız kayıplar oldu mu?&lt;br /&gt;Onları düşünün.&lt;br /&gt;Özellikle de alternatif maliyetlere odaklanın. Çekinip geri kaldığınız için kaybettiğiniz olası kazançları düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluluk önünde konuşabilmeyi istemenizin onlarca sebebi olabilir. Bunların bir kısmı genel geçer bir kısmı ise size hayli özel sebepler olabilir.&lt;br /&gt;Olası isteme nedenlerinizin bazılarını şöyle bir hızlıca düşünelim:&lt;br /&gt;-    Yakın çevrenizdeki insanlarla daha kaliteli bir iletişim kurabilme&lt;br /&gt;-    Yeni dostlar edinebilme&lt;br /&gt;-    İşyerinde başarı&lt;br /&gt;-    Sosyal çevrenizde başarı&lt;br /&gt;-    Yaptıklarınızı anlatabilmek ve insanların yapmasını istediğiniz şeyleri yapmalarını sağlayabilmek&lt;br /&gt;-    Bunu hiç istemeseniz de zorunlu olarak yapmanız gereken konuşmalarda en azından durumu kurtarmak&lt;br /&gt;-    Bir topluluğun seçtiği kişi olabilmek, mesela bir milletvekili…&lt;br /&gt;Sadece birkaçını sıraladığımız bu olası isteme nedenlerinin bazıları tek başına bile bu yeteneği kazanma yoluna düşmenizi sağlayabilir. Peki ne engel oluyor?&lt;br /&gt;Rezil olma korkusu…&lt;br /&gt;Ya insanları etkileyemezsem? Ya kendimi anlatamazsam? Ya beni sevmezlerse? Ya ya ya ya…&lt;br /&gt;Toplum karşısında rahat konuşabilen ve insanları etkileyebilen kişilerin kendileriyle rahatlıkla dalga geçebildiklerini gözlediğiniz oldu mu?&lt;br /&gt;Temel soru şu: Nolur ki?&lt;br /&gt;Hiç tanımadığınız 1500 kişi karşısında iki saatlik bir konuşma yapmaya çıktığınızda nasıl tepki verecekleri sizi endişelendiriyor olabilir. Ama oradan başlamak zorunda değilsiniz.&lt;br /&gt;Bir arkadaş grubunda 3-5 kişinin karşısına çıkıp bir şeyler anlatmayı deneseniz ne olur? Belki de sizin gibi topluluk karşısında konuşmakta zorlanan arkadaşlarınız varsa onlarla bir çalışma grubu oluşturup bunu deneyebilirsiniz.&lt;br /&gt;Zor duruma, gülünç duruma ve başka durumlara düştüğünüz olacaktır. Bunları kabullenip lehinize kullanabilirsiniz. Ve bunu daha tanıdık, daha destekleyici ve daha küçük gruplar önünde yapmaya başlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Ya rezil olursam korkusunu yenmek için deplasmana çıkmadan önce kendi sahanızda rezil olmayı deneyin. Ne kadar kötü olduğunuzu bir görün. İnanın ki, düşündüğünüz kadar kötü olmayacak. Korktuğunuz kadar kötü olmayacak. Korktuğunuz kadar, hatta daha da kötü olsa ne olur ki? O kötü durumu yaşamış olursunuz artık. Ve düzeltmenin yollarına bakabilirsiniz.&lt;br /&gt;Korkuların çoğu gibi, topluluk önünde konuşma korkusu da sanaldır. Siz onu var kabul ettiğiniz sürece cisim bulur, şekillenir. Korkunuzu kabullenip üzerine yürüdüğünüzde –ama adımlarla, aşama aşama- serap olur ve havaya karışır.&lt;br /&gt;Sizin topluluk önünde konuşabilmek ve etkin konuşabilmekle ilgili olumlu istek sebepleriniz ve olumsuz istek sebepleriniz neler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapabileceğinize inanmalısınız. Sizin inanmadığınız bir şeye kimse inanmaz. Topluluk önünde konuşamayacağınızı düşünerek çıktığınız bir topluluk içindeki herkes de sizin topluluk önünde konuşamayacağınızı düşünecektir. Çünkü titreşimleriniz onları da etkiler. Konuştuğunuzu fark etmediğiniz beden dilini anlamayı bildiklerini bilmedikleri gözleriyle görerek anlarlar.&lt;br /&gt;İnancınızı geliştirmek için aşamalarla ilerleyin. Küçük, tanıdık, destekleyici bir topluluk önünde konuşmayı başarana kadar denemelerde bulunun. Onların önünde başarabileceğinize inanın ve çıkıp başarın. Sonra giderek daha zorlayıcı çalışmalara geçersiniz. Daha büyük tanıdık, destekleyici bir topluluk… Küçük ama tanımadığınız bir grup…&lt;br /&gt;Bir yandan yeteneğinizi geliştirirken bir yandan da kendinize olan inancınızı geliştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluluk önünde konuşabilmeye niyet edebilmeniz için olası küçük aksilikleri göğüslemeye ve onları çok büyümeden kontrol altına almaya da karar vermiş olmanız gerekir. Herşeyi düzgün gideceğine ilişkin katı bir niyet oluşturmayın. Olabilecek aksilikleri de göğüslemek üzere niyet edin.&lt;br /&gt;Ufak bir kusurunuz olduğunda bunu örtmeye çalışırsanız daha çok dikkat çeker ve topluluk üzerinde sizi zor durumda bırakır. Oysa bir dil sürçmesini bir espriye çevirmeyi başarır, birazcık da –ama kıvamında- kendinizle dalga geçerseniz, topluluk üzerinde hesapladığınızdan daha iyi bir etki bile bırakabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluluk önünde konuşabilir ve etkili olabilir konuma gelmek için izleyeceğiniz yöntemler kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Öncelikle bulunduğunuz noktayı bilmeniz gerekir.&lt;br /&gt;Malcolm X’in hikayesini bilir misiniz? Amerika’da ırk ayrımcılığının yoğun olduğu zamanlarda büyüyen Malcolm X bir siyah olarak toplumun en alt kesimlerine itilir. Her türlü suça bulaşır. Sonunda hapse düşer. Hapiste Elijah Muhammed’in takipçileri ile tanışır ve onlardan etkilenir. Elijah’a mektup yazmaya çalışır ama iki cümleyi bir araya getiremediğini fark eder. Eğitimi, geçmişi kendini iyi bir mektup yazarı veya bir hatip yapmak için pek de uygun bir birikim sağlamamıştır.&lt;br /&gt;Hapishanenin kütüphanesindeki büyük bir sözlüğü kelime kelime tanımlarıyla birlikte defterlere yazmaya başlar. Yanlış hatırlamıyorsam iki kere baştan sona bitirir bu işi. Hücrelerin ışıkları söndüğünde, parmaklıkların kenarına geçip koridordan düşen ışıkta çalışmaya devam eder. Gardiyanın geçeceği zamanlarda yatağına dönüp uyuyor numarası yaparak geceler boyu gündüzleri olan çalışmasına çalışma ekler.&lt;br /&gt;Malcolm X, hapisten çıktıktan sonraki yıllarda Amerika’nın gördüğü en büyük hatipler arasına girecektir.&lt;br /&gt;Nereden başlıyorsunuz? Yeterince kelime bilmiyorsanız, konuşacak doğru düzgün bir dil bilmiyorsanız bile, eksiklerinizi gidermeniz mümkün.&lt;br /&gt;Topluluk önünde konuşabilmenizle ilgili engelleriniz neler? Düşünün, onları bulun ve yok edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süreç ve İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şeyler yaptıkça gelişir. Yaptıkça artık olgunlaşmış olduğunuzu düşündüğünüz yetenekleriniz bile gelişmeye devam edebilir. Topluluk önünde konuşmak böyle bir süreçtir. Eksiklerinizi giderecek yöntemleri bulup onları kararlılıkla uygulayın. Ve her fırsatta insanlar önünde konuşun. Günün her anında sahneye çıktığınızı düşünün. Yolda giderken biri size otobüs durağını sorduğunda bile etkileyici konuşmaya çalışın. İnsanları sıkmadığınızdan da emin olun. Amacınız sınırsız bir şekilde konuşabilme yeteneği elde etmek değil, ona gevezelik denir ve gevezeler etkili değildir.&lt;br /&gt;Gününüzün her anında insanlarla etkileşim içinde olma fırsatları vardır. Bulduğunuz yöntemleri denemek için bu fırsatları kullanın.&lt;br /&gt;Öyle bir an gelecek ki, her kullandığınızda yeteneğinizin daha da geliştiğini fark etmeye başlayacaksınız. İnsanları etkileyebilme yeteneğiniz sizi şaşırtmayı bırakana kadar devam edin. Doğuştan beri böyleymişsiniz gibi hatırlamaya başlayana kadar devam edin. O kadar içselleştikten sonra zaten dikkat etseniz de etmeseniz de yeteneğiniz sürekli kullanımda olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların meslek edinmek için çabaladığını hepimiz görüyoruz. İş bulmak için sınavlarla sertifikalar edinenler sürekli artıyor. Üniversite mezunu olmak için, İngilizce biliyor olmak için, iyi bir kariyer edinmek için sürekli bir çaba var.&lt;br /&gt;Ama çoğu durumda başarıyı asıl belirleyen faktörlerin bu tür ileri seviye uzmanlık konuları değil, temel kişilik özellikleri olduğunu gördüm.&lt;br /&gt;İyi konuşabilen, dilini iyi kullanabilen, insanların satır aralarında neler söylemek istediklerini anlayacak kadar iyi dinleyebilen, başkalarını etkileyebilen, kendi kişilik özelliklerini tanıyıp ona göre hareket edebilen insanlar başarılı olurlar. Hangi meslekle ilgileniyor olurlarsa olsunlar… Hangi eğitim seviyesinde olurlarsa olsunlar…&lt;br /&gt;Eğer sizde pek çok özellik edinmiş bir insan olduğunuzu düşünüyor ve hak ettiğiniz başarı seviyesinde olmadığınızdan yakınıyorsanız, temel becerilerdeki durumlarınıza bakın. Özellikle insanları ne kadar iyi anladığınızı ve onları ne kadar iyi etkileyebildiğinizi düşünün.&lt;br /&gt;Sosyal ortamlarda yaşayan sosyal varlıklarız. Topluluk önünde etkin konuşma gibi iletişim yeteneklerinde sorunlarımız varsa, diğer yeteneklerimiz seyircisiz bir sahnede prova yapan ve hiç seyirci karşısına çıkmayan bir aktörün yeteneği kadar değerlidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-4949975256724492172?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/4949975256724492172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=4949975256724492172' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/4949975256724492172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/4949975256724492172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/12-topluluk-onunde-nasl-konusurum.html' title='12.    Topluluk önünde nasıl konuşurum?'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-1484575760792059429</id><published>2009-01-27T11:04:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:06:42.691-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>13.    Bir Amerikan kabusu: Kazandığından fazla harcamak ne zamana kadar mümkün?</title><content type='html'>Ya doğru olmayan bir şeyi fark edersek? Ya istenmemesi gereken bir şeyi istersek? Ya yapılması mümkün olmadığı halde inanırsak? Ya kesin bir niyette bulunursak ya da niyette bulundurulursak?&lt;br /&gt;Yanlış bir yolda bilinçsiz yeterli hale gelirsek ne olur?&lt;br /&gt;Mesela kazandığımızdan fazla harcamak konusunda böyle bir durum yaşarsak? Kazandığımızdan fazla harcayabilmemizin mümkün olduğunu fark edersek? Bunu istersek? Buna inanırsak? Buna niyet edersek? Sürekli kazandığından fazla harcayan bir yaşam modeline girersek?&lt;br /&gt;Ne olur? Yanlış hesap Bağdat’tan döner ve bir gün deniz biter.&lt;br /&gt;Amerika’nın başına gelenleri düşünelim bu bölümde. Çünkü benzer olguları Türkiye’de de yaşamamız mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm saadet zincirleri, ilk dönemlerde birilerinin yaptıklarının yanlarına kar kaldığını fark etmeleriyle başlar ve hızla gelişirler.&lt;br /&gt;Sadece para toplayıp iş yapmayan bir organizasyon ortaya çıkar. Para toplamakta hayli iyidir, belki iyi bir de başlangıç parası koymuştur. İlk sene para yatıranlar yüzde 70 oranlarına varabilen reel yani enflasyon üzerine bu oranda getiriler elde ederler. Yeni gelenlerin verdiği paralarla önceki girenlere ‘kar payı’ dağıtılmaktadır. Böyle yüksek oranlar sözkonusu olunca insanlar balıklama dalışlar yapmaya başlarlar. Her dönemde bir önceki dönemde sistemde olanlardan çok daha fazla yeni katılan varsa sorun yoktur. Ama bir gün deniz biter. Birşeyler akışı yavaşlatır. Akışın durmasına bile gerek yoktur. Yavaşladığı anda sistem çöker. Birileri paranın büyük bir kısmını götürmüştür.&lt;br /&gt;Böyle hızlı gelişip yıkılan saadet zincirlerini aklı başında olan insanların büyük kısmı fark eder. Ama öyle saadet zincirleri vardır ki, onların çevrimleri bir insan ömrünü bile aşabilir. Bu durumda içinde bulunduğunuz yapının bir saadet zinciri olduğunu anlamak çok kolay olmayabilir.&lt;br /&gt;Amerika’da 1930’lardan beri ülke çapında konut fiyatları hiç düşmemiş olabilir. O yıllarda doğmuş bir insanın 2000’li yıllarda yetmiş yaşında olacağı düşünülürse, ev fiyatlarının hep çıkacağını varsaymak da olası gibi görünüyor.&lt;br /&gt;Ama çıkışı olan her şeyin inişi de vardır. Dikilen dalgalar gün gelir yıkılır da.&lt;br /&gt;Ev fiyatları yükselirken ne olur? Ödeme imkanınız olmayan bir evi uzun vadeli borçla almanız çok sakıncalı olmaz. Diyelim 3 sene ödediniz. Bu dönemde kira da ödemediniz. Yaptığınız ev ödemesini kiraya sayabilirsiniz. 3 yıl sonra da evi aldığınızdan daha yüksek bir fiyata satar, borcunuzu ve faizini kapatırsınız. Evin değer kazanma oranına göre üstüne hatırı sayılır bir para cebinize kalabilir bile.&lt;br /&gt;Çevresinde hep böyle örnekler gören bir insan, eninde sonunda bu formülün farkına varır. Gözünü hırs bürümüş bankalar kredileri çok parlak görünmeyen ya da bir kredi kaydı olmayan insanlara kolaylıkla kredi vermeye başladıkça da, aldıkları riski algılama imkanı en az olan insanlar bile sisteme girmeye başlarlar.&lt;br /&gt;Ama bu deniz de bir yerde biter. Gün gelir o kadar çok ödeyemeyecek durumdaki insana kredi verilir bir yandan da ev fiyatları o kadar şişer ki, ödeyemediği için evini satışa çıkaran insanların sayısı, ev almaya karar veren insanların sayısını geçiverir. Bu dünya arz talep dünyası, bir bakarsınız ev fiyatları düşmeye başlayıvermiş. Ama boyundan büyük borca giren insanlar düşse de satmak zorundadırlar. Onlar sattıkça –ya da bankaları el koyup zararı bir an önce kapatmak için fiyata bakmadan sattıkça- ev fiyatları daha da düşer. Durum öyle bir hale gelir ki, ödeyebilme gücüne sahip insanlar da kalan borçlarının evi satabilecekleri fiyattan yüksek olduğunu görürler. Onlar da borcunu ödememeyi düşünmeye başlarlar.&lt;br /&gt;Amerika’da yaşanan hikayenin bir yönü basitleştirilmiş haliyle böyledir.&lt;br /&gt;Temel sorunsa şudur: Amerika’da insanlar kazandıklarından fazla harcayabileceklerini ‘fark etmiş’ durumdadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu insan kolay elde etmeyi sever. Yine çoğu insana bedelini ödemeden bir şeyleri elde edebilmek düşüncesi tehlikeli derecede cazip gelir.&lt;br /&gt;İyiye de kötüye de meyiller taşıyoruz içimizde.&lt;br /&gt;Kredi kartı kullanımını ele alalım.&lt;br /&gt;Kimi insan, hesapsızca kullanır ve birkaç yıl içinde kredi kartları yüzünden kişisel olarak iflas eder. Kimisi, batacak kadar kötü olmaz ama hep minimum tutarı ödeme alışkanlığına sahiptir. Bağırsaklarında parazit taşıyan bir insan gibi, kazancından önemli bir miktarı sürekli bankasına aktarıyor olduğunu belki de fark etmez bile. Kimi kredi kartı borcunu hep tam öder de, sıkıştığı aylarda ne zarar çektiğini bilerek ödemesini minimum tutarda yapar ve sonraki ilk mümkün olan ayda hesabı yine kapatır. Kimisi ise, harcamalarını hep gelirine uygun olarak ama kredi kartıyla yapar ve gelen her ekstreyi tam öder. Hiç borç bırakmaz geriye, sadece kazandığı puanlardan yararlanır ve ay boyunca olan ödemelerini de ortalama yirmi gün kadar geç yapma şansını kullanır.&lt;br /&gt;Bunlardan hangisi kredi kartını doğru kullanmaktadır? Son ikisi gibi değil mi?&lt;br /&gt;Ama işin özünü düşünürsek, banka o insanlara apaçık kar edecekleri bir sistem niye sunmaktadır ki? Kendisinin zarar edeceğini bile bile?&lt;br /&gt;Çünkü insanların büyük kısmı öyle davranmaya meyilli değildirler. Büyük kısmı bankanın kazanacağı ama kendilerinin kaybedeceği daha üstte yer alan modellerde davranırlar. Yani ödemeleriyle ilgili aksamaları süreklilik haline getirenler sayesinde her zaman tam ödeyenler bir miktar banka üzerinden para kazanmış olurlar. Onların kazanmasını mümkün kılan, diğerlerinin çok daha fazla kaybediyor olmalarıdır bu sistemde.&lt;br /&gt;Peki bu durumda kredi kartını her zaman tam ödeme yapacak şekilde kullananlar doğru bir istek peşinde mi gitmiş oluyorlar?&lt;br /&gt;Buna evet demek de hayır demek de pek kolay değil.&lt;br /&gt;İsteğimizin insani ölçülere göre kabul edilebilir bir istek olup olmadığına karar vermek ne kadar zor!&lt;br /&gt;Bu karışık ortamda neye nasıl inanacağımızı bilemez hale gelebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama birileri bizim kafa karışıklığımızı gidermek için canla başla çalışırlar. Reklam kampanyalarıyla! Bir akşam oturup, televizyonda çıkan reklamların kaçının taksit ve kredi kullanımına yönlendiriyor olduğunu saysanıza. Kaç adet reklam ve reklamların yüzde kaçı?&lt;br /&gt;Bu kadar yoğun bir bombardımana tutulan bir insanın, kazandığından fazlasını harcamayı istemesi de kazandığından fazla harcayabileceğine inanması da normaldir. Çünkü aşırı telkinle bu konuda sağlıklı düşünebilme yeteneğini kaybetmesi sözkonusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin niyet etmenize gerek yok. Siz zaten niyet edemeden kredi kartı slibini imzalar bulursunuz kendinizi. Televizyondan, basılı yayınlardan, dış ortamlardaki reklam alanlarından ve alışveriş merkezi vitrinlerinden yüzünüze yansıyan ve aklınızı karıştıran ilanlar, reklamlar, tanıtımlar yeri gelir bir uyurgezer gibi alışveriş etmenize sebep olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam tüketim toplumunda insanlar kazandıklarının tamamını hatta kazandıklarından daha fazlasını gelir getiren şeylere değil tamamen tüketim araçlarına harcayarak yaşamlarını devam ettireceklerine inanmak için birtakım yöntemler kullanmazlar. Bu yöntemler onlar üzerinde kullanılır.&lt;br /&gt;Bilinçli bir yöntem bulup kendinizi bu olasılıksız durumun olacağına inandırmak zorunda değilsinizdir. Paranın akışını cebinizden kendi ceplerine doğru tasarlayan kişiler, sizi ikna edecek yöntemleri geliştirip sizi bu yöntemlere hedef yaparlar.&lt;br /&gt;Şimdi içinizden malını satmak isteyen tüccarın ne günahı var dediğinizi duyar gibiyim. Aynı şeyi ben de söylüyorum. Bir esnafın, bir üreticinin, bir tüccarın rolü tabii ki satış yapmaya çalışmaktır. Para almadan mal verebilmesi de mümkün değildir zaten. İşi karıştıran araya girip satana parasını verip satın alandan da buna karşılık geleceğine dair ipotek alan sistemler.&lt;br /&gt;Daha büyük sorumlu ise, kendisine yapılanları anlayamayan ya da anlasa da sanki bir başkasına yönelik bir sahne saldırısını izliyormuş gibi seyirci kalan insanlar.&lt;br /&gt;Kendi hedefleri için aktif yöntemler bulup kullanmayan insanların kendi hedefleri için aktif yöntemler bulup kullanan birilerinin yöntemlerine kurban olmaları çok da garip değil doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süreç ve içselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişi size deli diyorsa gülüp geçin derler. İki kişi deli diyorsa durup kısa bir düşünün. Kırk kişi size deli diyorsa bir deli doktoruna görünün.&lt;br /&gt;Kazandığınızdan fazla harcayabileceğinizi, gelecekte kesin olarak daha fazla kazanacağınızı, borçlara girerek aldığınız evin kesin olarak değer kazanmaya devam edeceğini bir kişi söyleyince belki muhakeme yapıp acaba diyebilecek haldeydiniz. Ama bunu binlerce kişi yüzlerce ortam üzerinden yıllar boyunca kulağınıza bağırınca dengenizin biraz bozulması son derece olasıdır.&lt;br /&gt;Biz yine krizlere alışık olduğumuz için tersten de olsa biraz şanslı sayılabilecek bir durumdayız. Amerikada kendini bildiğinden beri ulusal seviyede ortalama ev fiyatlarının sürekli arttığını görmüş bir orta yaşta insanı düşünsenize… Ekonomide daralmayı ancak on senede bir en fazla bir iki senelik bir etki olarak görmüş olduğunu da bu bilgiye ekleyin…&lt;br /&gt;Ama her saadet zincirinin bir sonucu vardır. Ülke sürekli tekrar ayağa kalkmayı tekrar tekrar başarsa bile, tasarruf oranı sıfır seviyesinde seyreden bireylerinin bir kısmının canının çok kötü yanacağı aşikar.&lt;br /&gt;Kazandığından fazlasını harcayarak ve bunu sürekli yaparak yaşayabileceğine inanmış, bu inancı içselleştirmiş bir insanın derin bir kriz atlatması bir hayli zor olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih okumayı severim. Özellikle akıcı bir üslupla yazılmış metinleri. Ya da eski devirleri konu alan romanları. Son zamanlarda Roma’yı konu alan çokça belgesel izledim, roman okudum.&lt;br /&gt;Osmanlı ile de epeyce bilgim var. Ve bir Sovyet İmparatorluğunun ihtişamlı dönemlerinden birkaç on yıl geçmeden nasıl da yıkılıverdiğini kendi hayatımda gördüm.&lt;br /&gt;Amerika ve onun değişimleri özellikle ilgimi çekiyor. Bir insan, tek bir ömürde iki büyük imparatorluğun devrildiğini görebilir mi?&lt;br /&gt;Kişilerin alışkanlıkları ve bunlardaki bozulmalar, kişilerin neleri hedefliyor oldukları ve bunlardaki değişimler içinde bulundukları çok büyük yapıları da derinden etkileyebilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-1484575760792059429?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/1484575760792059429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=1484575760792059429' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/1484575760792059429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/1484575760792059429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/13-bir-amerikan-kabusu-kazandgndan.html' title='13.    Bir Amerikan kabusu: Kazandığından fazla harcamak ne zamana kadar mümkün?'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-3526167363210174330</id><published>2009-01-27T11:01:00.000-08:00</published><updated>2009-01-27T11:03:37.208-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>14.    İçselleştirmeyi içselleştirmek</title><content type='html'>Bu kitapta ben size araba kullanmayı ya da yürümeyi öğretmeye çalışmadım. Bol İngilizce kelime öğrenme ya da basit hatalar yapmamak çok yararlı hedefler olabilirler, ama özel olarak bu hedefleri elde etmeniz, benim size sağlamayı düşündüğüm fayda yanında küçük iş. Çocuklarınız, aileniz, sevdiklerinizle ilişkilerinizi geliştirmeniz pek küçümsenecek bir konu değil, mutluluğunuzu belirlemede en önemli etken belki de budur. Ama asıl hedefim o bile değil. Ağırlığınızın üç katını kaldıramayacağınız ise hemen hemen kesin. Hızlı okuyup hızlı yazabilirsiniz, ya da bunları yapamayabilirsiniz, çok önemli değil. Bir yazar olmayı hiç düşünmemiş bile olabilirsiniz. Belki de o bölümü okuduktan sonra neden olmasın diye düşünmeye başlamış da olabilirsiniz. Topluluk karşısında konuşma ile ilgili fikirlerinizin değişip değişmediği ya da Amerika’nın geleceğine acaba diye bakar olup olmadığınız hiç önemli değil.&lt;br /&gt;Bunların hiçbiriyle ilgili uygulanabilir detaylı adımlar yazmaya çalışmadım. Ama yine de örnek olarak ele aldığım hedeflerden bazıları, sizin için çok önemli bir alana denk gelmiş olabilir. Hayatın içinden örnekler olmalarına çalıştım zaten. Belki de o bölümdeki adımları hayatınızda uygulama şansınız bile oldu ya da olacak ve özel olarak o hedefi elde etmenize katkım olacak.&lt;br /&gt;Asıl önemli olan, çeşit çeşit örneklerini verdiğim hedeflerinize erişim süreciyle ilgili yaklaşımı kavramanız!&lt;br /&gt;Size belirli bir yeteneği edindirmeye çalışmıyorum. Size yetenek edinme yeteneği edindirmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;Size belirli bir alışkanlıktan kurtulmak ya da belirli bir alışkanlığı edinmek konusunda yardımcı olmaya çalışmıyorum. Herhangi bir alışkanlıktan kurtulma ve herhangi bir alışkanlığı edinme yeteneği edinmenizi sağlamaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;Çok istediğiniz bir hedefi elde etmeniz umurumda değil. Size istediğiniz herhangi bir hedefe yaklaşım konusunda bir yöntem edindirmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetenek edinme konusunda en yetenekli olduğumuz dönemde, henüz nasıl yetenek edindiğimizi bilinç seviyesinde bilmiyor durumda oluyoruz. Bebekken öğrenmek çok kolay.&lt;br /&gt;Yani bu kitapta anlattığım gelişim sürecini bilinçli bir şekilde uygulamaya başlamadım. Her insan gibi, bebekliğimde uygulamaya başladım.&lt;br /&gt;Farkındalık ışığı bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye olan dört aşamayı anlatan bir şeyler okumamla oluştu sanırım. Bunu bir yerden dinledim mi yoksa bir yerde mi okudum hiç hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;Kişisel başarı taktiklerimden onunu “Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler” başlığı altında yazarken, henüz bu sürecin benim için ne kadar önemli olduğunun farkında değildim. Oysa anlattığım on başarı taktiğinin bir kısmı bilinçsiz yetersizlikten bilinçsiz yeterliliğe süreciyle çok yakından ilişkiliydi.&lt;br /&gt;Marmara Üniversitesi’nde taktiklerimle ilgili 3 seans yapacağım bir program oluştuğunda, başarı taktiklerimin temeli üzerine biraz daha kafa yordum. İlk seansta bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye geçiş sürecini anlatmaya karar verdim. Diğer iki seansta ise taktikleri anlatacaktım. İlk seansta kendi anlattığım şeyleri dinlerken, bu yaklaşımın başarı taktiklerimin temelinde olduğunu fark ettim. İkinci farkındalık noktam burası oldu.&lt;br /&gt;Kitabı yazmak için şablonu düşünürken ise, üçüncü farkındalık noktama geldim: Bilinçsiz yetersizden bilinçli yetersiz aşamasına geçiş o kadar da kolay değildi. Herbirinde milyonlarca insanın telef olduğu ara aşamalar içeriyordu: İstek, inanç, niyet.&lt;br /&gt;Son farkındalık noktam giriş bölümlerini yazarken oluştu: Asıl edinilmesi gereken yetenek, yetenek edinme yeteneğiydi. Herhangi bir farkındalık noktası için bilinçsiz yetersizlikten bilinçsiz yeterliliğe gelişim sürecini içselleştiren kişi, lambanın cininden ilk isteği olarak her şeyi istemeyi düşünebilen kişiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan her zaman ister.&lt;br /&gt;Rahat bırakılmak istiyor olabilirsiniz. Türkiye’nin en başarılı yazarlarından biri olmak… Kimseye muhtaç olmadan geçimini sağlayabilmek… Mutlu bir aileye sahip olmak… Kimsenin dikkatini çekip hır güre karışmamak… Fark edilmemek… Fark edilmek… Öğretmenlerin dikkatini çekmemek… Her soruda çıkıp anlatan kişi olmak…&lt;br /&gt;İstemenin kötü olduğundan bahseden, ya da çok istemenin doğru olmadığını söyleyen, etliye sütlüye karışmamanızı tavsiye eden kişiler bile bir şeyler istemektedirler. Sizin işinize yarayacak şeyler istememenizi istemiş olurlar. Sizin çok şey istememenizi istemiş olurlar. Etliye sütlüye karışmamanızı isteyerek, kendileri etliye sütlüye karışmış olurlar.&lt;br /&gt;İstememek elde değildir. Her an bir şey ister ve onu yaparsınız. Sabah yataktan isteyerek kalkarsınız. Sabah yataktan istemeye istemeye kalktığınızı düşünüyorsanız bile, aslında yataktan kalkmamayı istemektesinizdir. Ama isteğinizin aleyhine bir şey yaptığınız için sorun vardır.&lt;br /&gt;İsteyen yerleriniz, insanlığınızın merkezindeki duyulardır. Onlardan kurtulamazsınız. Hep istediğimize göre, her an isteklerimizi duyumsayıp onlara göre hareket ettiğimize göre, neden işimize yarayacak, insanlığa da faydalı olacak, güzel şeyler isteyip onları hedeflemeyelim ki?&lt;br /&gt;Ben içselleştirmeyi içselleştirmek istiyorum. Hedeflediğimi elde etme yeteneğini bilinçsiz yeterli seviyesinde sindirmiş olmayı istiyorum. Eksikliklerimi fark edip gidermeyi nefes almak, su içmek kadar doğal bir süreç haline getirmeyi istiyorum.&lt;br /&gt;Yeterince hissettirebildim mi size amacımı?&lt;br /&gt;Necip Fazıl demiş ya:&lt;br /&gt;“Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var&lt;br /&gt;Akıl için son tavır saçlarını yolmak var.”&lt;br /&gt;Rahat olmayı seviyorum. Zorlanmadan iş yapmayı seviyorum. Tembelim. Gereksiz zahmetler hiç hoşuma gitmez. İnsanın en büyük enerji kaybının kendi içindeki sürtünmeye kaybettiği olduğunu fark ettim. Bir hedefe yürümeyi öğrenmeyi değil, hedefe yürümeyi öğrenmeyi ve bu öğretiyi içselleştirmeyi istiyorum. Aynı şeyi sizin de yapabilmenizi istiyorum. Bu kadar kelimeyi bunun için yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar pek çok yeteneği hedefleyip elde edip içselleştirdiğime göre, yetenek edinme yeteneğini de içselleştirebilirim. Aladdin’in sihirli lambasını ilk dinlediğimden beri üç isteğin çok fazla olduğunu düşünüyorum. Tek istek yeterli: İstediğim ve benim, sevdiklerim, insanlar için iyi olacak her şeyin gerçekleşmesini istiyorum. Bunu isteyemeyeceğimi kim söylüyor? Kitabını tekrar okuyun, çizgi filmini ya da filmini tekrar izleyin. Cin hiç böyle bir koşul koyuyor mu? Koşulu kendimiz kendi önümüze bir engel olarak koyuyoruz.&lt;br /&gt;Kendi yolumu açıyorum. Bir yolu takip edebilmeyi değil, istediğim her yolu takip edebilmeyi öğrenebilirim. Buna inancım tam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap, benim içselleştirmeyi içselleştirmeye olan niyetimdir. Sizin okumanız için yazdım, doğru. Ama yazmamın önemli bir sebebi de niyetimi kesinleştirmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem ve Süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefe gidişin adımlarını belirlemiş durumdayım. Bu adımları defalarca farklı hedefler için yaşadım ve doğruluklarını teyit ettim. Bu adımlar takip ettiğimde beni hedefe götürüyor. O zaman içselleştirmeyi içselleştirmek için yöntemim, bu yöntemi tekrar ve tekrar kullanmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkında olmadan eksikliklerimi, kötü alışkanlıklarımı, hedefleyebileceğim yetenekleri ve iyi alışkanlıkları fark etmeye başladım. Beynimin geri planında hep bu alanda çalışan hücreler olduğunu hissediyorum.&lt;br /&gt;Okuduğum her kitabın satırları, dinlediğim konuşmalar, hatta kulak misafiri olduğum konuşmalar, bir şeyler anlattığım insanlar, izlediğim belgeseller, gördüğüm dünya hedeflerimi fark etmem ve onlara ilerlemem için bana sürekli ipucu sunuyorlar.&lt;br /&gt;Yelkenlerimi açtım ve yeni hedefler ve onlara giden yöntemler kendiliklerinden bana teslim oluyorlar.&lt;br /&gt;Bu son üç paragrafta yazdıklarım, zaman zaman olmaya başladı. Ama ben gözlerimi kapayıp onların uyanık ve uykudaki her anımda geçerli olduklarını düşünüyorum. Bunu yaşayacağıma inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamımda bir dönem, istediğim şeyleri peşinde koştukça elde edemediğimi gördüm. Onlardan vazgeçmiş olarak, elimden geleni yapmaya devam ettiğimde, çok daha kolay elde ettiğimi fark ettim sonra. Bu beni bir yandan da rahatsız ediyordu. Çünkü can ve gönülden istemekten vazgeçtiğim şeylerdi elde ettiklerim. O zaman ne değeri vardı?&lt;br /&gt;Şimdilerde her şeyin kolay olduğunu tasarlıyorum. Ve hayat kolaylaşıyor. Nasıl istediğinizi ve isteklerinizi nasıl elde ettiğinizi düşünün. Hangi süreçlerden geçtiğinizle ilgili ipuçları verdim bu kitap boyunca. Kendi kendinize koyduğunuz engelleri kaldırın. Kendinize çektirdiğiniz acıları kaldırın. Kendinizi değerli noktalarda görün. Kendinizi aşağılarsanız, kim sizi yüceltir?&lt;br /&gt;İstemek kötü değil. Güzel şeyler isteyin. Elde etmek zor değil. Nasıl elde ettiğinize kafa yorun ve kendi işinizi kolaylaştırın.&lt;br /&gt;Son bölümde, size yardımcı olabilecek bir şablon vereceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-3526167363210174330?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/3526167363210174330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=3526167363210174330' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/3526167363210174330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/3526167363210174330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/14-icsellestirmeyi-icsellestirmek.html' title='14.    İçselleştirmeyi içselleştirmek'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-2260804510036655598</id><published>2009-01-27T10:53:00.001-08:00</published><updated>2009-01-27T11:00:17.523-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap: Bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye'/><title type='text'>15. Bir şablon ister misiniz?</title><content type='html'>Basit ve öz. Bu kadar çok kelimeyi bu bölümde yazacaklarımı en basit şekilde sunabilmek için yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farkındalık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize belirli bir periyot belirleyin. O kadar zamanda bir oturup, farkına vardığınız belirli sayıda eksikliğinizi (kurtulmanız gereken alışkanlıkları, edinmeniz gereken alışkanlıkları, kazanmanız gereken yetenekleri, elde etmek istediğiniz hedefleri) bir deftere yazın.&lt;br /&gt;Mesela ayda bir kere, iki yeni başlık yazmayı deneyin.&lt;br /&gt;Belirlediğiniz eksikliklerin omuzlarınızdaki kütlesi sizi zorlayacak kadar fazla, kendinizi çok eksik hissettirmeyecek kadar az olmalıdır.&lt;br /&gt;Bunlardan sizin için en önemlileri seçmeye başlayın. Belirli bir anda süreci çalıştırdığınız en az bir hedef olsun. Kendinizi bu alanda rahat hissetmeye başladıkça eş zamanlı olarak hedeflediğiniz başlıkların sayısını artırmayı deneyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İstek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkına vardığınız başlıklardan seçim yaparken istek faktörünün gücünü dikkate alın.&lt;br /&gt;Basit bir kural vereyim, gerekiyorsa siz kendinize göre bunda değişiklik yapabilirsiniz:&lt;br /&gt;Bu konuyu istemenize sebep olan şeylerin bir listesini yapın. Birbirini başka kelimelerle tekrar etmeyen, yeterince bağımsız beş değişik ve güçlü neden bulabiliyorsanız, hedefiniz sizin için yeterince önemli ve yola çıkmanız için yeterince güçlü demektir.&lt;br /&gt;Ama bir şeye daha dikkat edin: Bu hedefi istememenize sebep olan karşıt nedenler var mı? Bu karşıt nedenler ya hiç olmamalı ya da her bir karşıt nedenin gücü kafanızda kırılıp yok edilmiş olmalıdır. Sonraki adımlara sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;İnanç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediğiniz hedeften eminsiniz. Ama elde edebileceğinize inanıyor musunuz? Bazı şüphelerle yola devam edilebilir. Sürekli ileri giden bir süreç gibi adımlarını tarif ettiğim yöntemimin bazı adımları birbiriyle çapraz ilişkilere sahip aslında. Bu çapraz ilişkilerden önemli biri şu: İnanç ve yöntem birbiriyle yakından ilişkilidir. İnancınız tam olmasa bile yeterince güçlüyse, yöntem bulmanız daha kolay olacaktır. Güvendiğiniz bir yöntem bulduğunuzda inancınızdaki gedikler kapanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Niyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karar vermek de diyebilirsiniz. Sigarayı bırakanları düşünün. Bir anda kafasında bırakma kararı dönülmez bir kesinlikte verilen kişiler tanıdınız mı? Onlar sigarayı en etkin bir şekilde bırakabilen insanlardır.&lt;br /&gt;Fark ettiğiniz, istediğiniz ve inandığınız hedefiniz için yola çıkmaya niyet edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöntem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru yöntemi bulana kadar denemeler yapın. Kendi içinizde hedefe olan isteğinizi kesinleştirmişseniz ve güçlüce bir elde etme inancınız varsa, yöntemleri bulmak zor olmayacaktır.&lt;br /&gt;Karşınıza çıkan yöntem olasılıklarını yoklayın. Bir yönteme kendinizi adamadan önce o yöntemin doğru olduğunu serin kafayla kontrol edin. Yanlış yöntemleri bırakın. Doğru ama eksikleri olan bir yöntem bulduysanız, eksiklerini gidermek için gerekli çabayı harcayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Süreç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeterince iyi olduğuna karar verdiğiniz ya da yeterince iyi olma ihtimalini yüksek gördüğünüz yöntemi uygulayın. Değerlendirin, yapılması gereken düzeltmeler varsa yapın ve tekrar uygulayın. Pürüzleri giderene kadar uğraşın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İçselleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönteminizi sürekli olarak uygulayın. Anladığınız, bildiğiniz ve hissettiğiniz kadarıyla kusursuz hale gelmiş bir yöntemi biliyor olmak hatta o yöntemi bilinç seviyesinde uygulayabiliyor olmak yeterli değildir. Ne yaptığınızı düşünmeden yöntemi kullanır hale gelene kadar tekrarlayın. İçselleştirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kişisel gözlem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taş üstünde taş bırakmayanlardan olmayalım.&lt;br /&gt;Taş üstüne taş koyanlardan olalım.&lt;br /&gt;Amacım, taş üstüne taş koymaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-2260804510036655598?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/2260804510036655598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=2260804510036655598' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/2260804510036655598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/2260804510036655598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2009/01/15-bir-sablon-ister-misiniz.html' title='15. Bir şablon ister misiniz?'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-2479804737892971406</id><published>2008-05-24T02:29:00.000-07:00</published><updated>2008-05-24T02:51:20.097-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süreç'/><title type='text'>Bilinçli yetersiz olmak o kadar da kolay değil</title><content type='html'>Bilinçsiz yetersizden bilinçli yetersize geçişin sadece bir eksikliği fark etmek kadar basit olduğu düşünülür. Ama bu süreç öyle tek adımlık değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben adımları şöyle özetliyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındalık&lt;br /&gt;İstek&lt;br /&gt;İnanç&lt;br /&gt;Niyet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz belki farkındalığı bilinçli yetersiz konuma geçmek için yeterli diye düşünmüş olabilirsiniz. Ama her eksik olduğumuzu hissettiğimiz konuyu gidermeyi istemeyebiliriz. Her istediğimizi yapabileceğimize inanmayabiliriz. Eksiklik görüp, gidermeyi isteyip, giderebileceğimize inandığımız halde niyet verip (karar verip) harekete geçemeyebiliriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-2479804737892971406?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/2479804737892971406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=2479804737892971406' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/2479804737892971406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/2479804737892971406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2008/05/bilinli-yetersiz-olmak-o-kadar-da-kolay.html' title='Bilinçli yetersiz olmak o kadar da kolay değil'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-8642623466888460991</id><published>2008-05-24T02:16:00.000-07:00</published><updated>2008-05-24T02:24:18.770-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Süreç'/><title type='text'>Bilinçsiz yeterli ne demek?</title><content type='html'>Yeni bir yetenek ya da alışkanlık elde ederken ya da bir alışkanlığı bırakırken, kendimizde bir değişim oluştururken, bir hedefe doğru ilerlerken bazı aşamalardan geçeriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk halimiz bilinçsiz yetersizliktir. Zararlı bir alışkanlığımız vardır ama bunun bilincinde de değilizdir. Ya da bir yetenek ya da alışkanlık edinmek bize faydalı olacaktır ama henüz bu yetenek veya alışkanlığımızın yokluğunun bile farkında değilizdir. Ya da ulaşmak istediğimiz hedefin bile farkında değilizdir henüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zararlı alışkanlığımızın, edinebileceğimiz alışkanlığın, kazanabileceğimiz yeteneğin ya da elde edebileceğimiz hedefin bilincine varıp ilerlemeye karar verdiğimizde bilinçli yetersiz hale geliriz. Artık eksikliğimizin billincindeyizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekli yöntemleri bulup uygulayarak alışkanlığımızdan kurtulabilir, yeni alışkanlığı ya da yeteneği edinebilir ya da hedefimizi elde edebiliriz. Bu durum bilinçli yeterliliktir ama son adım değildir. Çünkü içselleştirmeyi henüz başaramamışızdır. Kötü alışkanlığımızı bastırmak, yeni alışkanlığımızı devam ettirmek, kazandığımız yeteneği uygulamak veya hedefi elde tutmak (ya da yeniden elde etmek) için bilinç seviyesinde yüksek oranda çaba göstermemiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa içselleştirmeyi gerçekleştirdiğimizde, bilinçsiz yeterli konumuna geliriz. Nasıl -en azından büyük bir çoğunluğumuz- nasıl yürüyeceğimizi bilinç seviyesinde düşünmeden yürüyorsak, kötü alışkanlığımızı bastırmak, yeni alışkanlığımıza devam etmek, yeni yeteneğimizi kullanmak, hedefimizi elde tutmak ya da yeniden elde etmek için bilinç seviyesinde çok yoğun bir çaba harcamamıza gerek kalmamış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu bilinçsiz yetersizden bilinçsiz yeterliye olan süreçtir. Ama özellikle bilinçsiz yetersiz adımından bilinçli yetersiz adımına geçişin çok önemli ara adımları bulunmaktadır. Onları da bir sonraki yazımda anlatacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-8642623466888460991?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/8642623466888460991/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=8642623466888460991' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/8642623466888460991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/8642623466888460991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2008/05/bilinsiz-yeterli-ne-demek.html' title='Bilinçsiz yeterli ne demek?'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4185400599368788456.post-3026955947407611995</id><published>2008-05-04T22:59:00.001-07:00</published><updated>2008-05-04T23:04:31.534-07:00</updated><title type='text'>Bilinçsiz yeterlilik üzerine</title><content type='html'>Kendini geliştirmek benim için keyif alınan bir hobi kadar sevimli bir iş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır kendimi inceleyip geliştirmeye, yeni özellikler kazanmaya, yeni işler başarmaya çalışırım. Son yıllarda bu konuda okumalarımı ve yazmalarımı da yoğunlaştırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://gundelikbasari.blogspot.com/"&gt;http://gundelikbasari.blogspot.com&lt;/a&gt; adresinde yayınladığım "Gündelik Başarı için Uygulanabilir Taktikler" adında bir kitap yazdım. Bu kitapta kendi hayatımda kullandığım on önemli başarı taktiğimi anlatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de bu başarı taktiklerinin gelişmesinin temelinde yer alan bir soru üzerine çalışıyorum: "Nasıl yetenek ediniriz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedef, bir yeteneği bilincin yoğun odaklanması gerekmeden kullanabilir hale gelmek. Yani ilgili yetenek konusunda bilinçsiz yeterli olmak. O yüzden bu web günlüğünün adı "Bilinçsiz Yeterli".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda da bir kitap yazmaya başladım. Yaklaşık yarısına kadar da geldim ve yazmaya devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan da 4 kişilik bir çalışma grubuyla bilinçsiz yeterliliğe olan yolculuk sürecinin atölye çalışmasını yapmaya başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu web günlüğünde bilinçsiz yeterliliğe olan yolculuk üzerine izlenimlerim, çalışmalardan edindiğim fikirler, kitaptan parçalar ve belki de kitabın kendisi yer alacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4185400599368788456-3026955947407611995?l=bilincsizyeterli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/feeds/3026955947407611995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4185400599368788456&amp;postID=3026955947407611995' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/3026955947407611995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4185400599368788456/posts/default/3026955947407611995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bilincsizyeterli.blogspot.com/2008/05/bilinsiz-yeterlilik-zerine.html' title='Bilinçsiz yeterlilik üzerine'/><author><name>Mustafa Acungil</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00728969708024417254</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='28' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_8ST8K5JH_2E/Sd3c0PvsqII/AAAAAAAAACE/o24HOeSJ2Wk/S220/mustafa+acungil.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
